Teberâni’nin Hz. Câbir (ra)’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte (Mu’cemu’l-Evsat , c.5, h.5498) şöyle beyan ediliyor:

“Cennetin kapısında ‘Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah’ yazılıdır. Bu kelime, yerler ve gökler henüz yaratılmadan iki bin yıl önce yazılmıştır.” Devamla Resûlullah (sav) Efendimizin müminlerle kardeşlik yaptığını Ebû Ümâme’den nakletmektedir. Şüphe yoktur ki, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” Kelime-i tevhidini müminler sever ve buna münafık ve kafirler buğz eder.

Hz. Peygamber Aleyhisselâm:
“Benim ve benden önceki peygamberlerin tebliğ ettiği en efdâl kelime “Lâilâhe illallah”tır. Eğer terazinin bir kefesine yedi sema ve yedi arz, diğer kefesine de bu tevhid kelimesi konsa, muhakkak ki bu ağır gelirdi.” buyurdu. (Mu’cemu’l-Kebir, h.13024, Mecmau’z-Zevâid, h.1916; Kenzu’l-Ummâl, h.42206)

Zikirden murat sadece lisan ile zikir değil, bütün vücudun zikre iştiraki ve kalbin her an uyanık bulunmasıdır.

Zikir müminin kılıcıdır.
Onunla nefis ve şeytan gibi en büyük düşmanlara karşı mücadele edilerek onların belaları def edilir. Zikir, harp meydanlarında riya ile kılıç kırmaktan efdâldir. Çünkü zikir sayesinde muhabbet-i ilahi hâsıl olur. Bundan da marifetullah husule gelir. Kainatın ve insanların yaratılış gayesi de marifetullah olduğuna göre bu suretle maksut hâsıl olmuş olur. Mümin, zikir sayesinde elde ettiği muhabbetle ibadetinden haz duyarak bütün ilahi emirleri tekellüfsüz yerine getirir. Bu telkinatı yaptıktan sonra: “Ya Ali, Allahu Azimüşşan’a and olsun ki imanın ve güzel ahlakın sebebiyle bir kimsenin hidayet yoluna girmesi, üzerine güneşin doğup battığı şeylerin senin olmasından daha hayırlıdır.” buyurdu.


Kaynak: Miftâhu’t-Turuk