“Her kim güzel bir şefaatte bulunursa, o iyilikten kendisine de bir nasip vardır. Kim de kötü bir hususta şefaat ederse, ondan da kendisine bir pay düşer.” Mücahid bu ayetin insanlar arasındaki iyi ve kötü şefaat hakkında indiğini kaydetmiştir.

Beydavi ayeti şöyle tefsir etmiştir: “Bir insan, güzel şefaatle, Allah Azze ve celle'nin rızası için, diğer bir müslümanın hakkını gözetir ve ondan bir zararı defeder ya da ona bir fayda sağlarsa veya onun için arkasından (bizahri’l-gayb) dua ederse duası kabul olunur –hatta melek, “sana da o kadar” der– şefaatinin ve hayra vesile oluşunun sevabını alır. Kim de, Allah’ın haram saydığı bir hususta şefaatte bulunursa, aynı miktarda sorumluluğa ve vebale ortaktır.”

Ebu’s-Suûd (r.a) ise güzel şefaati şöyle tarif eder: “Meşrû bir konuda bir müslümanın hakkının sırf Allah rızası için gözetildiği ve içinde dünyevi hiçbir maksat olmayan şefaate ‘şefaatün hasene’ yani güzel şefaat denir.

İbn Abbas’tan (r.a) gelen rivayete göre o, güzel şefaati, insanlar arasını uzlaştırmak ve onları barıştırmak; kötü şefaati ise, insanlar arasında laf taşımak ve dedikodu yapmaktır.” diye tarif etmiştir.

İbnü’l-Cevzi kötü şefaat için üç anlam verildiğini kaydeder: “Birincisi, koğuculuk yapmak, insanların arasını bozmak; ikincisi, Yahudilerin yaptıkları gibi, mümin erkek ve kadınlara beddua etmek; üçüncüsü ise, ehl-i küfre katılarak müminlere karşı harb etmek.”

Kısaca belirtmek gerekirse, bu ayette geçen şefaat ahirette cereyan edecek olan şefaat değil, dünyada gerçekleşen ve insanlar arasındaki münasebetlerle ilgili iyi/kötü şefaattir, insanların lehinde veya aleyhinde faaliyet göstermek demektir. (Doç. Dr. Mesut Erdal, 40 Soruda Şefaat İnancı)