İSLÂMÎ BİR NESİL NASIL YETİŞİR?

Abdullâh el-Eşrefî



Yaratan, yaşatan ve yönetmeye en layık olanın ismiyle…

Her ailenin, topluluğun ve hatta her ümmetin geleceği gençleridir. Sünnetullah’ın gereği olarak her bir asırda insânlık yenilenir. Beden elbisesini giymeyi bekleyen ruhlar, eşrefi mahlûkata ait olan bu giysisi giyerek dünya ile buluşurlar. Vakti dolanlar ise beden giysisinden sıyrılıp âhirete kavuşurlar.Yani; yeniler gelir, eskiler gider. Küçükler büyür, büyükler ise ölürler. Ve yeni gelen nesillerde tıpkı karıncaların tek yol üzerinde birbirlerini takip ettikleri gibi, atalarının yani bir önceki insânların izinden giderler. Bunu genel olarak ifâde edecek olursak, eğer kendilerinden önceki şahsiyetler iyi işler yapmışlarsa, sonra gelenlerde iyilik üzere sebat ederler. Fakat ataları şer yolunda yürüyerek Şeytân’ın küfür ridasına bürünmüş iseler, kendilerinden sonra gelenlerde zalimleri dahi şaşırtacak zulümler ve iğrençlikler ile yaşantılarını sürdürürler. Bunu vahiy asrında yaşayan Mekke cahiliyesinde de göre biliriz. Onlara “neden putlara tapıyorsunuz” denildiğinde; “biz atalarımızı putlara tapar bulduk ve onların yollarından gidiyoruz” diyerek karşılık vermişlerdi.Bir kimse miras olarak sadakayı cariye bıraktığında, kendisine vefatından sonra dahi nasıl sevâb veriliyor ise, kendisinden sonrakiler için şer kapıları açanlara da aynı şekilde günâh ulaşır. Bu şer kapılarından ne kadar insân geçerse ve günah işlenirse, şer yolunu açanlara bir o kadar günâh yazılır.İnsânlara kendinizden sonra iyi bir nesil mi bırakmak isterseniz? Yaksa pişmanlık duyacağınız bir gelecek mi? Diye sorulacak olursa, elbette iyi bir nesil bırakmak istediklerini söyleyeceklerdir. Peki, bunun için ne yapılmalıdır?Elbette ki iyi bir gelecek isteyenler geleceğe yatırım yapmalıdırlar. Evler, arabalar, dünyâ malından dağlar yapsınlar demiyorum. Gençlerini iyi bir şekilde yetiştirsinler kendileri için yeter. Çünkü dünyâ malı ancak iyi bir şekilde kullanıldığı sürece faydalıdır. Ama güzel yetiştirilen bir nesil Allâh’ın izniyle her hâlükârda kişi için dünyâ ve âhiret fayda sağlayacaktır.Fakat gençlerini iyi bir şekilde yetiştirmek isteyenler, ilk önce kendilerini geliştirmelidirler. Çünkü gençlerin ilk örnek alacakları büyükleridir kendileridir. Yani kişi nasıl bir nesil yetiştirmek istiyorsa önce istediklerini kendisinin yaşaması gerekir. Zîrâ hırsız olan bir kimsenin hırsızlık yapma diyerek nasihat etmesi ne kadar faydasız ise, zalim bir şahsiyetin adil bir evlat yetiştirmesi o derece imkânsızdır. Çünkü nasihat ve öğütler, yaşanıldığı ve inanıldığı sürece etkili olur.Bunun örneğini Ebu Hanife rahîmehullâh’ın hayatında da görebiliriz. Zîrâ kendisine çok bal yiyen bir çocuk getirilmiş ve ona nasihat etmesi istenmişti. Bunun üzerine İmâm şimdi gitmelerini ve kırk gün sonra gelmelerini söyledi. Kırk gün sonra geldiklerinde de çocuğa sadece: “Ey yavrum fazla bal yeme” dedi. Bunu kırk gün önce neden söylemediğini sorduklarında, İmâm: “Ben kırk gün önce bal yemiştim ve bir gıdanın vücuttan tam olarak atılması kırk gün içerisinde gerçekleşir. Bal yememesini çocuğa nasihat etmem istendi. Bende kendim yaptığım bir şeyi başkasına nasihat etmeye utandım. Zaten nasihat etseydim de etkili olmazdı. Bu sebeple ona kırk gün sonra gelmesini söyledim demiştir.”Bu olaydan sonra çocuk bir daha fazla bal yememiştir. Bu kıssa da düşünenler için büyük bir ibret vardır. Zîrâ anlaşılacağı üzere nasıl bir nesil istiyorsak o şekil üzere hayatımızı idame ettirmeliyiz.Nitekim ne olacak o daha küçüktür denilerekten önemsenmeyerek yapılan hareketler, gençlik çağlarında çocukta önemli olumsuzluklar bırakır. Bu sebepten dolayı “öğrenimin yaşı yoktur” denilmiştir.Öğrenmek dünyâ ya gelindiği ilk zamandan itibaren başlar demek büyük bir yanlıştır. Çünkü öğrenim anne karnında başlar. Anne karnındaki çocuklar bir zaman sonra hissetmeye ve duymaya başlarlar. Hissettikleri ve duydukları şeyler, onların gelişiminde etkili rol oynamaktadır. İleride bunların etkileri müspet ya da menfi olarak mutlaka görülecektir. Bu nedenle geleceklerinin parlak olmasını isteyen kimseler, gelecekleri olacak olan nesillerini anne karnından itibaren yetiştirmelidirler.Çocuklarına ilk söz olarak anne, babayı öğretmek yerine Allâh dedirtilmelidir. Çünkü küçüklüğünde ilk Allâh’u Teâlâ’yı tanıyanlar hayatları boyunca onu unutamazlar. Kalbin de ve dilinde Allâh olan bir nesilden zulüm, fısk ve ahlaksızlık beklenemez. Gelecek nesil olan gençlere ilk öğretilmesi gereken şeylerden biri de dindir. Onlara namaz ve oruç gibi dinin asli amellerini yavaş yavaş öğretmeli, Allâh’u Teâlâ’ya itaat edildiğinde cennete gidileceği, aksi takdirde cezâ çekileceği anlatılmalıdır. Bununla birlikte dîni ilimler de öğretilmelidir. Çünkü dînini bilmeyen bir nesilden onu yaşaması istenilemez.Fakat ilim de yalnız başına yeterli değildir. İlmin kendisiyle tamam olduğu şey ahlaktır. İlim ve ahlak ayrılmaz bir bütündür. İlimsiz ahlak düşünülemeyeceği gibi, ahlaksız ilim de kişiyi kurtarmaz. Nitekim eski zamanlar da medreselerin kapılarına: “İlim geride kaldı illa edep illa edep” yazılırdı.Bunun manası; ilim çalışarak elde edile bilir ancak, ahlaksız ilim öğrenmek nefise iyilikten çok kötülük yapmaktır. Zîrâ şeytân, ileri derecede bilgiliydi, fakat ahlaksızdı. Bu sebeble bilgisi onu kurtaramadı. Kıyâmete kadar lânet edilecek bir mel’un oldu. Bu sebeple ilme önem verildiği kadar, ahlaka da değer verilmelidir.Ahlakın kısımlarından biride doğruluktur. Gelecek nesil için öğretilmesi gerekli olan şeylerden biride budur. Zîrâ doğruluk övülmüştür ve doğru olan kimseler, hatalarından ders çıkaran dürüst kişilerdir. Yalan ise, kişiyi haktan saptıran en büyük etkenlerdendir. Yalan söyleyen bir kimseden de her türlü kötülük beklenir. Bundan dolayı “Müslüman yalan söylemez” denmiş ve yalan söyleyenlere ilim öğretilmemiştir.Gelecek olarak zikrettiğimiz genç nesillere doğruya yönelmelerini, yalandan uzaklaşmalarını, farzlara yapışıp, haramlardan kaçmalarını, yani kısaca takvâlı olmalarını nasihat emeliyiz.Çünkü Allâh’u Teâlâ, yalnızca takvâlı olan kullarına yardım eder ve yalnızca takvâ sahipleri güzel bir nesil olabilirler. Gelecek nesiller takva sahibi olduklarında, haramlardan kaçınıp farzları eda ederler. Rabbimizin yarattıklarını tefekkür edip, olaylara ibret nazarıyla bakabilir ve amellerini ihlaslıca yapabilirler. Amellerde ihlaslı olmak ta; yapılan amellerin hakkını vererek Allâh için yaşamaktır.Bununla birlikte en çok önemsenmesi gereken konulardan biride nasihattir. Zîrâ gençler yeni filizlenen birer ağaçtır ve her filizlenen ağaç nasihate muhtaçtır. Gençler ne zaman hata yapar veya hata ya meylederlerse kendilerine nasihat edilmelidir. Nasihat gelecek nesillerin düzelmesi için vaz geçilmez bir etkendir. İslâmî bir nesil yetiştirmek, nasihat sız mümkün olmaz. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, her zaman ashabına nasihat etmiştir. Doğruyu emredip, kötülükten men etmiştir. O zamanın Ebû Bekirleri, Alîleri, Halitleri ve Ebû Zerleri radıyallâhu anhum bu şekilde yetişmiştir. İslâm dini de bu kimselerin omuzları üzerinde yücelmiştir.İslâmî bir nesil yetiştirmek isteyenler, öncelikle kendilerini geliştirmeli, sonra Darû’l Erkâm’larda gelecekleri olan genç nesilleri yetiştirmeli ki, ashab gibi dîni omuzlayacak nesiller yetişsin ve İslâm zafere ersin. Ancak İslâmî bir nesil olabilmek ve yetiştirmek kolay değildir. İslâmî bir nesil demek; dînini tanıyan, güzel ahlaka sarılan, doğrudan şaşmayan, ilme hayat adayan, takva zırhın kuşanan, ihlâs ile yaşayan en önemlisi de, tek rabb olarak Allâh’ı tanıyan bir nesil demektir.Ancak böyle bir nesil ile Müslümanlar muzaffer olur. İslâm devlete kavuşur ve ancak böyle bir nesil içerisinden zamanın Ömer bin Abdülazizleri, Târık bin Ziyâdları ve Seyyid Kutubları… çıkar. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, İslâmî bir nesil olabilmeyi ve İslâmî bir nesil yetiştirmeyi bizlere nasip etsin. (ALLAHUMME ÂMİN)Hamd ve şükür her şeye kadir ve tekbir olan Allâh’u Teâlâ’yadır.

alıntı