Psikolojide Yaklaşımlar

Resme bakın. Ne görüyorsunuz? Eğer beyaz kısma odaklanırsanız figür olarak bir vazo, eğer siyah kısma odaklanırsanız figür olarak birbirine bakan iki yüz görürsünüz. Yani aynı objenin neresine odaklandığınıza göre, ne gördüğünüz değişebilir. Her ikisi de doğru algılardır. Psikolojide de bu şekilde aynı davranışı değişik bakış açılarından çalışan yaklaşımlar (perspektif) vardır. Bu yaklaşımlar,sadece sorulan soruları değil, veri toplama yöntemlerini de etkiler. Mesela, “saldırganlık” konusunu örnek alalım. Biyolojik yaklaşım beyin ve sinir sisteminin saldırganlığa etkisini incelerken davranışsal yaklaşımdan bir araştırmacı çevreden gelen ödül ve cezalandırmaların saldırganlığı arttırıp arttırmadığı ile ilgilenebilir. Sosyokültürel yaklaşımdan bir araştırmacının temel ilgisi ise kültürün saldırganlık üzerindeki etkisi veya saldırganlık davranışının çeşitli kültürlerde nasıl değiştiği olabilir. Bu sorulara cevap ararken biyolojik yaklaşım beyin görüntüleme yöntemleri veya hormon ölçümleri kullanırken davranışsal yaklaşıma göre bir araştırmada sadece görünen davranışlar veri olarak kullanılabilir.
Günümüzde psikolojide, bir önceki bölümde anlatılmış olan yapısalcılık veya işlevselcilik gibi düşünce okulları ortadan kaybolmuş, yerini biyolojik, davranışsal, bilişsel gibi çeşitli yaklaşımlara bırakmıştır. Aşağıda modern psikolojinin önemli yaklaşımları özetlenmiştir.
Biyolojik Yaklaşım
Biyolojik yaklaşım, zihinsel süreçler ve davranışların büyük oranda biyolojik süreçlerle belirlendiğini varsayar. Bu yaklaşım, genetik faktörler, hormonlar ve beyin gibi biyolojik öğelerin psikolojik süreçleri etkilemesi üzerine kuruludur. Bu akım dâhilindeki çalışmalar, fiziksel değişimleri inceleyerek bunların psikolojik olgularla bağlantılarını kurmaya çalışır.
Nörobilimsel Yaklaşım
Nörobilim, insan davranışlarının açıklamalarını beyin, sinir sistemi ve biyolojik faktörlerde arar. Özellikle gelişmiş teknolojiler sayesinde beynin işleyişinin incelenebilir hâle gelmesiyle psikolojide nörobilimsel yaklaşımın yeri genişlemektedir. Biyolojik ve evrimsel perspektiflere yakın duran bu yaklaşımın en belirgin odağı, davranışların nörolojik temellerini araştırmak üzerinedir.
Evrimsel Yaklaşım
Psikolojiye evrimsel yaklaşım, Charles Darwin’in evrim teorisi üzerine kuruludur. Buna göre, insan ve hayvanların günümüzde sergilediği davranışlar, doğal seleksiyonun bir sonucudur. Dolayısıyla, kişilerarası ilişkilerin dinamikleri, eş seçimi, yardım etme gibi olumlu davranışlar gibi birçok davranışın insanlar tarafından gösterilmesi evrimsel süreç boyunca yaşananların bir sonucu olarak açıklanabilir.
Psikodinamik Yaklaşım
Freud’un psikanalizine dayanan bu yaklaşım, insanların kendi içlerindeki bilinçdışı psikolojik çatışmaları üzerine yoğunlaşır. Freud’a göre, içsel mücadelelerin çoğu insanların doğal ihtiyaçlarının peşinden gitme isteğiyle toplumsal kurallar arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır. İnsan davranışları da, kişilerin kontrolü altında olmayan bu içsel çatışmaların bir sonucu olarak gerçekleşmektedir.
Davranışsal Yaklaşım
Davranışsal yaklaşım, tamamen insanların gözlenebilir hareketleriyle davranışlarına ve bunların nasıl öğrenildiğine yoğunlaşır. Watson ve Skinner’ın perspektifine dayanan bu yaklaşım, psikolojinin insan zihni içinde geçen ve gözlemlenemeyen süreçlere değil objektif olarak gözlenebilen davranışlara odaklanmasını savunur. Bu yaklaşımın önemli bir yönü, davranışların insanların doğuştan getirdikleri özellik ve yapılarından doğmaktan ziyade çevre etkisiyle sonradan öğrenildiğini vurgulaması ve bu nedenle öğrenme süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini incelemesidir.
Bilişsel Yaklaşım
Bilişsel yaklaşım, yalnızca gözlemlenebilir davranışlara odaklanan davranışsal yaklaşımın tam aksine, insanların zihinlerinde olup biten ve direkt olarak gözlemlenemeyen süreçlerle ilgilenir. Bu yaklaşım, bilginin algılanış ve işleniş süreçlerinin davranışlara olan etkisine yoğunlaşır. Bu süreçlerin çoğu otomatik olarak ve bilinçdışında gerçekleşmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda insanlar dünyayı algılayışları bakımından bir bilgisayara benzetilebilir. Dışarıdan gelen bilgiler bilişsel süreçten geçmek üzere algılanan girdiler; davranışlarsa bu girdilerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan çıktılar olarak görülmektedir.
İnsancıl Yaklaşım
Biyolojik, bilişsel ve davranışsal yaklaşımlardan farklı olarak insancıl yaklaşım çerçevesinde insan davranışları biyolojik etkenler, zihinsel süreçler ve çevreden öğrenilenlerin değil, her insanın kendine has dünyayı algılayış şekliyle ilişkilendirilir. Bu perspektifin temelleri, Rogers ve Maslow’un çalışmalarına dayanmaktadır. Bu perspektife göre, insanlar hayatlarının ve davranışlarının kontrolünü ellerinde tutar; herkes kendini geliştirmek ve potansiyeline erişmek amacıyla hareket etmektedir. Tüm insanlar birbirlerinden farklı olduğundan, bir kişinin davranışları ancak o kişinin deneyimleri ve özellikleri üzerinden anlamlandırılabilir.
Sosyokültürel Yaklaşım
Psikolojide sosyokültürel yaklaşım, sosyal ve kültürel etkilerin insan davranışlarına olan önemli etkisine yoğunlaşır. Bu yaklaşıma göre, insan davranışlarını açıklarken sosyal ve kültürel çevrenin etkisini değerlendirmek büyük önem taşımaktadır. Bu perspektif, genetik ve biyolojik faktörlerin yanı sıra, sosyokültürel etkenlerin insanların tutum ve davranışlarının oluşmasında etkili olduğu düşüncesine dayanır. Farklı kültürlerde davranışların farklı anlamları olabildiğinden, kişilerin davranışları incelenirken geldikleri kültürün hesaba katılması ve psikolojik araştırmaların kültüre hassasiyet göstermesi gerektiği görüşü, bu yaklaşımın temel taşlarını oluşturur.
Eklektisizm
Günümüzde psikologlar, önceki bölümde açıklandığı gibi, insanların düşünce ve davranışlarını birçok farklı yaklaşımdan incelemekte ve açıklamaya çalışmaktadır. Psikologlar çalışmalarını yalnızca tek yaklaşımla sınırlandırmak zorunda değildir. Eklektisizm, insan davranışlarını açıklarken birçok yaklaşımı harmanlamak anlamına gelir. Örneğin bir kişinin agresif davranışları açıklanmaya çalışılırken hem ailede öğrenilmiş davranışlara, hem de kişinin yetiştiği kültürdeki cinsiyet rollerine eğilerek davranışsal ve sosyokültürel yaklaşımlar bir arada kullanılabilir. Eklektisizm sayesinde farklı bakış açıları birleştirilerek daha kapsamlı ve gelişmiş kuramlar üretilip araştırmalar gerçekleştirilebilmektedir.