Podyumların Doğurduğu Şuursuz Örtülüler!


-Önce Nefsime Hitaben-
(Zübeyde Şakar)



Allah Teala’nın yarattığı varlıkların içinde ahsen-i takvim olan insanın latif yönüdür kadınlar. İçtimai ve ferdi hayatta erkeğe nazaran daha hassas ve duygusaldır. Fıtratı bozulmamış her kadın yabancı nazarlardan sıkılır ve kendini muhafaza etmek ister. Bu nedenledir ki onu yaratan, ona suret veren , onu süsleyen kendisine haram olanlara karşı vücudunu setr etmesini emretmiştir.

Bir “inci” kıymetinden dolayı denizin en derininde , sedefinde saklıdır. En kıymetli taşlar toprağın en derininde bulunur. Değerli olan derinlerdedir ,saklıdadır. Gözler önüne serilmemiştir, sergilenmemiştir. Allah Teala kadına da Settar isminin tecellisi olarak tesettürüyle bir kıymet biçmiş, onu paha biçilmez payelere yükselmesine vesile eylemiştir.


Allah ( cc) yarattığı kulunun fıtratını en iyi bilendir. Bu nedenle “insanoğluna kadınlar, oğullar ,yüklerle altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ,ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliliğidir. Oysa varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır."​(1) buyurur.


Demek ki insanın en fazla ilgisini celb eden , evlattan ,paradan, arabalardan evlerden ve dünya metaı olan her şeyden daha fazla kadınlardır. Çünkü ayet-i kerimede nefsin şiddetle arzuladığı şeyler sayılırken evveliyetle kadınlar zikredilmiştir. Bu ayet tescilli bir gerçektir.


Allah (cc) tarafından bir imtihan sebebi olarak sunuldu kadın ve kadının kendi de bir imtihandaydı da çoğu zaman fark edemedi bile. Hz.Adem (a.s) ve Hz. Havva’dan beri bu böyleydi. Bu imtihanı kaybetmenin bedeli ise cennetten çıkarılmaktı. Bir dar-ı imtihan ise bu dünya insan da elbet bu imtihanda ter dökecekti. Kimi bilmeyerek kaybetti bu sınanmayı , kimi son nefesine doğru hızla giden dünyanın kollarına saldı kendini bilerek. Zamanın duraksız akışında kaybetti yolunu çıkmaz sokaklarda, insanoğlu kendi elleriyle sarpa sardı kendini.


Zaman geldi ,gözlerine haram nazar değer korkusuyla hayat süren ,kılı kırk yararcasına hassas yaşayan mü’mineler terk etti yerini gözlerinin güzelliğini çeşit çeşit boyalarla ziyadeleştirip haram nazarlara sunanlara. Hayasından yüzünü göstermeye utanan ninelerin torunları boy gösterir oldu plajlarda .

Nefsin putlaştığı noktada dünyevi arzular bir çığ gibi büyüyüp önüne ne çıktıysa kattı günah yumağına. Nur yüzlü anaların modern, tesettürlü kızları (!) yüzünü pahalı makyaj malzemeleriyle , başörtüsüne uygun renklerle süsleyerek çıktı şehvet kokan sokaklara .Makyaj katalogları saatlerce incelenip uzman edasıyla yorumlara tabi tutuldu. Babalar, abiler, eşler, yanında taşıdığı eş, kız, bacı ne kadar güzel olursa başkaları ne kadar beğenirse o kadar mutlu hissetti kendini. Daha bir kasılarak yürüdü nefsin esir aldığı sokaklarda.

Bilemediler ki onların tesettürü kendilerinin de tesettürü ve namusuydu. Sonra güzellikle üstünlük kurma yarışmaları düzenlenir oldu müslüman ülkelerde.Körpecik kızların zihinlerini “kainatın en güzeli seçilebilme hayalleri” süsledi. Gün geldi süslü, yüzleri boyalı , tırnakları ojeli kadınlar da başörtüsü takarak çıkar oldu podyumlara. Sözümona tesettür defileleri düzenlendi. “işte kapanacaksanız modern zamanlarda böyle olmalısınız” diye empoze edildi safi zihinlere.

Yeni oluşturulan ve tesettür firmalarınca ısmarlanan kapanma şekilleri moda diye baş tacı edildi. Yüzlerce gözün önünde arz-ı endam eyleyen ünlü mankenlerin giydiği tesettür kıyafetleri esir aldı modern dünyanın çıkmazında bocalayan ve iki dünya arasında bir o yana bir bu yana savrulurken tutunacak dal arayan genç kızları, kadınları. Eksik din eğitimiyle hevasına göre fetva verenler de türeyince kılıflar uyduruldu yeni dindarca (!) yaşam tarzına. İnandığımız gibi yaşamadığımız için yaşadığımız gibi inanmaya başladık. Bahaneler uydurduk, ahir zaman deyip suçu zamana yükledik.


Biraz daha nefsi tatmin etme, birkaç saatçik daha mutlu olmanın dindarca ifadesiydi belki bunlar. Nefsi, fark ettirmeden şımartmaktı. insanoğlunun fıtratında vardı ya kendini beğendirme arzusu elbette bir şekilde sızacaktı yüreklerden bu. Bunun için tesettür mağazaları ardı ardına açılıp insanoğluna süslü gösterilen dünya metaından bir parça olan giyim kuşam iştahını kabartmaya başladı zaafına yenilenleri.

Tesettürün içi boşaltıldı ve unutuldu hayata hayat katan ayetlerin , hadislerin hükümleri. Kainatın Efendisi’nin ( s.a.v ) "Ümmetimin son dönemlerinde giyimli, fakat çıplak birtakım kadınlar olacaktır. Bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Ancak onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar."(2) diye buyurduğu hadiste "Cennetin kokusunu bile duyamayacaklar.” dediği bu kadınlar mıydı yoksa? "Ahir zamanda ümmetimin kadınları vücutlarını gösterecek elbiseler giyecekler, saçlarını da deve hörgücüne benzetecek şekilde topuz yapacaklardır. Onlar lanetliktir."(3) diyerek işaret ettiği bunlar mıydı?


“Mü’min kadınlara söyle başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar”(4)

Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, (kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerini giyinip örtünsünler, işte böyle giyinmeleri (iffetli) tanınıp da ahlaksızlar tarafından) eziyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah gafurdur.(5) diye defalarca uyardı Rabbimiz oysa. Sanki bu ayetler çok önceki zamanlara ötelerde kalan mü’minelere hitap ediyordu.


Rasulullah (s.a.v) “Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm”(6) diyerek kadınların fıtratındaki zaaflara işaret ediyordu.

"Süslenerek, püslenerek açılıp saçılmak, cefadır, sizin için felakettir, felaketiniz dünyada rezilliğiniz, ahirette cehennem ateşidir, edep ve hayalı olmanız ise imanınızın temel şartındandır"(7)diyerek inzar ediyordu..


Üzerimize ne kadar da zor alındık ilahi hitabı ve nebevi çağrıları. Her birimiz ben en güzel şekilde örtünenim diye kandırdık kendimizi. "Herkes kendi kalıbınca amel eder"(8 )ayeti mucibince Kimimiz daracık kot pantolonla sağladık örtünmeyi, kimimiz çeşit çeşit süslerle bezenmiş daracık pardösüler , altında kot pantolon dizlere kadar çizme dizlerden aşağı inemeyen tuniklerle ,kısacık ceketlerle örtündük güya. Yırtmaçlı eteklerimiz kısa kollu badilerimiz, rengarenk başörtülerimiz süsledi dolaplarımızı.


Genç kızların geniş feraceler giyinip bedenlerinin letafetini saklamak ve olduğundan yaşlı görünmek , hem kendini hem karşısındakini günaha sokmamak maksadıyla bellerine yastık bağladığı devirler çok gerilerde kaldı.


İlim, iman ahlak gibi hasletlerin belirlediği güzelliğin yerini modern dünyanın modernist kafalarının belirlediği vücut ölçüleri aldı. Ona uymayan bedenler çirkindi çünkü. Bedenler de bir kalıba göre olmalıydı.Allah’ın yarattığı değil onların belirlediği kalıp . Gencecik kızların para babalarınca anadan üryan edilip podyumlara döküldüğü ülkede Müslümanlar bile televizyonlarının karşısında not verir oldu haram bakışlar önünde boy gösteren,nefsin kıskacındaki bu kızlara.


Şimdi sormaz mı bir Sütçü İmam çıkıp ;Hangi hain eller çekti hicabımızı ve kim hicap duymamıza sebep oldu hicabımızdan ? ”Haya güzeldir kadında olursa daha güzeldir.”(9) diyen Güzeller Güzeli’nin (sav) haya ve hayat dersi veren kelamını kim unutturdu bize?


HZ. Mevlana; "Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıflardır. " der pek haklı olarak. Peki kim bu vasıflarla donandı da saldırdı nazenin yüreklere, onları kıymetinden düşürüp saldı hayatın günah kokan sokaklarına.

Mü’min için örtü bir edepti, örtü bir şuurdu. Hüsnün izharından çok saklamaktı onu hor bakışlardan. Hayanın insan üzerinde tecessüm etmiş haliydi. Kıymeti bu nedenleydi. Heyhat ki kadın kendini yaratanının ona biçtiği pahayı kendi elleriyle düşürünce , sedefinde saklı duran inci hoyrat ellere geçti, sedef kırıldı ve inci paramparça edildi. Ne başlara tac oldu ne bir kıymet ifade edip boyunlara asıldı. Ve kadın modern dünyanın kıskacında bir meta olup kalakaldı ortada.Sahip olan çok oldu ama sahiplenen olmadı.


1-Al-i imran –ayet 14
2-Ebu Davud Libas 125, Cennet 52
3-İbni Hibban
4-Nur suresi ayet-31
5-Ahzab suresi ayet -59
6-Tirmizi
7-Ahmed bin Hambel hadis no 1758
8-İsra suresi –ayet 84
9-Deylemi



Kaynak : Risale Ajans