Hakiki âlimler, Kur’an ve Sünnet’i asla birbirinden ayırmamışlar ve bu ikisini, hak ve batılı ayırmada en büyük ölçü olarak görmüşlerdir. Allah’a ulaşmak, Allah’ın rızasını kazanmak ve batıla sapmamak için Sünnet-i Rasulullah’ı, hayatlarına mihenk yapmışlardır.

Cüneydi Bağdadi kuddise sirruhu, Allah’ın rızasına kavuşmayı sünnet üzere yaşamaya bağlamış ve şöyle demiştir: “Allah’ın lütfu olmadan bir kimse ona erişemez. Allah’a erişebilmenin yolu ise onun Resulü Hz. Muhammed’e tâbi olmaktır.”

Sehli Tüsteri kuddise sirruhu ise Sünnet’e uymayı Allah sevgisinin alameti olarak beyan etmiş ve şöyle söylemiştir: “Allah sevgisinin alameti, Kur’an sevgisidir. Kur’an sevgisinin alameti peygamber sevgisidir. Peygamber sevgisinin alameti, onun sünnetine ve güzel ahlakına tâbi olmaktır. Sünnete tabi olmuşluğun alameti, ahiret hayatını unutmamaktır. Ahiret hayatını unutmamış olmanın alameti, muhterisçe dünyaya bağlanmaktan, haram ve gayri meşru kazançlar sağlamaktan kaçınmaktır.”

Urve el-Rakki Hazretleri ise bu hususta: “Kulun Rabbini sevmesi, Kur’an’ı sevmesi ve onunla amel etmesidir, bir de O’nun Resulünü sevmesi ve O’nun sünnetiyle amel etmesidir.” Diyerek, yine Sünnet’i Allah sevgisinin alametlerinden saymıştır.

Yiğit hanım velilerden birisi olan Rabiatü’l-Adeviyye ise bu hususta şu şiirle hitap etmiştir;
İsyan edersin, sonra da dersin severim!
Bu halin acayiptir, yemin ederim.
İtaat ederdin sevseydin gerçekten
Sevdiğine mutlaka itaat eder seven.

İşte, gerçekten, sevginin alameti; sevdiğine uymak ve sevdiğinin hoşuna gitmeyen hareketlerden kaçınmaktır.

Müminlerin Allah’ı sevmesi, O’nun emrine itaat etmeleri ve sadece O’nun rızasını gözetmeleri, demektir. Allah’ın müminleri sevmesi ise Onları affetmesi, mükâfatlandırması, rahmeti ve tevfikiyle onlara ikramda bulunması, demektir.

Kim dört şeyi yapmadan dört şeyi iddia ederse o, yalancıdır:
1- Cenneti sevdiğini söyler, fakat Allah’a itaat etmezse.
2- Hz. Peygamberi sevdiğini söyler, fakat O’nun güzel ahlakına tâbi olmaz, âlimleri ve fakirleri sevmezse.
3- Cehennemden korktuğunu söyler, fakat günah işlemekten çekinmezse.
4- Allah’ı sevdiğini söyler, fakat maruz kaldığı musibetlerden dolayı sızlanırsa o kimse yalancıdır, demiştir.

Yükselmenin yolu

Zahid gönül sultanlarından Bişri Hafi kuddise sirruh: “Bir gün rüyada peygamberimizi gördüm. Bana:
— Allah seni akranların arasında ne ile yükseltir, biliyor musun? Diye sordular. Ben:
— Hayır, bilmiyorum ya Rasulallah, diye cevap verince, Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:
— Salih kişilere hizmet etmek, Müslüman kardeşlerine öğütte bulunmak, müminleri ve benim Sünnetime tabi olanları sevmek ve benim güzel ahlakıma uymakla, diye buyurdular.

Ahmed’ül Mül’im kuddise sirruhu ise manevi derecelere kavuşanların nasıl kavuştukları sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Kutubları kutub eden, Evtad’ın evtad olmasına amil olan, Evliyayı da evliya kılan; ancak Allah Resulüne tazimleridir. Ve O’nu tam anlamaları, getirdiği şeriat esasına hakkıyla sarılıp saygıda kusur etmemeleri, bir de onun edebi ile edepli olmaları olmuştur... Başka türlü olamaz...”


Ahmet Havari kuddise sirruhu hak ile batılı ayırmada ölçü olarak Efendimizin Sünnetine uymayı tavsiye etmiş ve şöyle demiştir: “Hz. Peygamberin sünnetine uymayan her hareket batıldır.”

Ahmed el-Rufaî kuddise sirruhu şöyle buyurmuşlar: “Bir kimse ki, sözlerini, işlerini ve hallerini, her halükârda, Kur’an ve Sünnet terazisine vurup değerlendirmezse bize göre o Hak erleri divanında yazılı sayılmaz. Hâttâ hatırdan ve gönülden geçirdiklerine dahi, aynı şekilde titizlik göstermesi gerekir.”

İmam Gazali rahmetullahi aleyh ise istikamet sahibi salih bir kimse ile istidraç sahibi düzenbazların arasındaki farkı anlamak ve bunları birbirinden ayırt etmek için şöyle bir ölçü ortaya koymuştur: “Birisini görseniz ki gökte uçsa yahut suyun üzerinde yürüse veya ateş yese veyahut da bunlara benzer bir şey yapsa fakat Allah’ın farz kıldığı şeyleri terk etse ve peygamberin güzel ahlakına uymasa biliniz ki o kimse yalancı ve düzenbazdır.”

Hz. Rasul ümmetini tanır!

İmam-ı Gazali nakleder: “Peygamberimiz ahlakı ile ahlaklanmayan birisi, bir gün rüyasında peygamberimizi görür. Fakat Allah Resulü O’na hiç alâka göstermez. Adam der ki:
— Ey Allah’ın Resulü, bana kırgın mısınız? Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:
— Hayır! Adam:
— O halde niçin bana bakmıyorsunuz? Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:
— Çünkü seni tanımıyorum! Adam:
— Nasıl tanımazsınız! Ben sizin ümmetinizden birisiyim. Halbuki âlimler, senin, ümmetinden birisini, ananın evladını teşhisinden daha iyi teşhis ettiğini söylemişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:
— Doğru söylemişler. Fakat ben senin üzerinde benim güzel ahlakımdan bir şey görmüyorum ve senin bana hiç ‘salatü selam’ın gelmedi. Benim ümmetimden birini tanımam, O’nda benim ahlakımın bulunması nispetindedir.

Adam, uykudan uyanınca bunları düşündü ve hemen peygamberimizin güzel huyları nelerse onları yaşayışına tatbik etmeye karar verdi. Bir müddet sonra, tekrar Allah Rasulünü rüyada gördü. Peygamberimiz hemen:
— Şimdi seni tanıyorum ve senin için şefaat edeceğim, buyurdular.

Hasan Cüzcani kuddise sirruhu en sağlam yol olarak Sünnet’e işaret etmiş ve: “Allah’a vardıran en emin yol; en rahat ve en mamur, şüphelerden en uzak yol, sözde ve işte peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin Sünnetine tâbi olmaktır. Gaye ve niyet, hep bu yolda olmalıdır.”

Ebu Bekir Tamıstani kuddise sirruhu: “Kim ki Kitaba (Kur’an’a) ve Sünnet’e yani peygamber sallallahu aleyhi vesellem tabi olursa... Bir de bütün işlerinde Sahabeyi izlerse... Sevap alma işinde, hemen hemen Sahabe ile bir olur.”

Bazı ehli hikmet der ki: “Vücudun sıhhat ve selameti az yemede; ruhun sıhhat ve selameti günahsız olmakta, dinin selameti ise mahlûkatın en hayırlısı Hz. Muhammed’in güzel ahlakına sahip olmaktadır.”

Ehlullah’ın beyanlarına göre dinin selameti için Hazreti Rasulullaha uymak elzemdir. Aynı şekilde “hak ile batılı” tanıyıp ayırt etmede de en büyük ölçü, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin Sünnetidir.

Varisi enbiya olan âlimlerin önde gelenlerinden birisi, Abdülkadir Geylani kuddise sirruhu bizleri şöyle uyarmışlar: “Sen artık meseleni Resulullaha tashih ettir. O’na dosdoğru uymakla ümmetinden bir ferd olduğunu ispat et. O’na uymadan, sünnetiyle amel etmeden, (ben onun ümmetindenim) demen fayda vermez. Resulullaha sözlerinde ve davranışlarında uyduğun zaman, ahirette onun yüce sohbetine girenlerden olursun.”

Yazımızdan çıkan manayı, en güzel Üstad Necip Fazıl’ın şu dizeleri özetleyecektir:

Efendim, Müjdecim, Kurtarıcım, Peygamberim!
Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim


Allah bizleri Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin izinden ayırmasın. (Amin)

DERVİŞ ENES KIR
Gülistan Dergisi