Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Namazda huŞu

    Share
  1. #1
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu

    NAMAZDA HUŞU 1


    NAMAZDA HUŞU
    Yüce Allah Kur’an’da namazla ilgili olarak; “Namazı kıl! Muhakkak ki namaz, (insanları) fenalıklardan ve kötülüklerden alıkoyar” buyurmuştur.(ankebut 45/29) Namaz kılanlar kıldıkları namazdan istenilen lezzeti alamadıklarını sürekli dile getirirler. Lezzet alamama onları bazen farz olan bu ibadeti terk etmeye kadar götürmektedir.
    Namaz kılan insanın kıldığı namazdan lezzet almasına da huşu diyebiliriz, kısaca…

    Huzûr ve huşû' ile kılınan iki rek'at namaz, gâfil (Allahü teâlâyı unutmuş) bir kalb ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır. (Abdullah ibni Abbâs)
    Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edepli hale huşu denir.
    Cenab-ı Hak Mü'minün süresin de" Muhakkak mü'minler felah buldu, ki onlar namazlarında huşuludurlar.Onlar ki, faydasız işe, boş lafa bakmazlar.Onlar ki,zekatlarını vermek için çalışırlar," buyurarak, namazlarını huşu ile kılan mü'minlerin felah bulacağını beyan etmektedir. (Muminun süresi Ayet 1-4)
    O zaman namazda huşu çok önemli bir mevzudur. Mutlaka sağlanması gerekmektedir.
    Namazda huşunun zıddı gaflettir. Gafletle namaz kılanlar , kur’an da tehdit edilmişlerdir.
    “Yazıklar olsun O namaz kılanlara ki Onlar kıldıkları namazdan gafildirler”(Maun suresi)
    Kılınan namazın gafletten kurtarılması ; yalnız Allah için kılındığının şuuruna erişmekle mümkündür. “ ve zikrim için namaz kıl” ( taha : 14) ayeti bunu işaret eder. Yani kılınan namaz Allah’ı hatırlatıyorsa istenilen namazdır .İşte o namaz, sahibini gafletten kurtarır ; huşuya yönlendirir.
    Nitekim Peygamber Efendimiz(S.A.V):" Kul namaza durduğu zaman, ancak Hz. Allah'ın huzurundadır. Sağa-sola iltifat ederse, Hz. Allah; " Kime iltifat ediyorsun ? Benden hayırlısına mı ? Bana dön ey adem oğlu! Çünkü ben iltifat ettiğin şeyden daha hayırlıyım" buyurur. (Ruhül Beyan cilt 6 sahife 67)
    Bir sohbetlerinde Prof. Dr. Haydar Baş’a sorulmuştu.” Namazda huşu nasıl sağlanabilir ? ” Cevaben. “Namazın dışında huşuyu sağlarsanız o zaman namazda da huşuyu sağlarsınız.” Bu nasıl olur diye sorulunca, O da konuya şöyle bir açıklık getirmişti: ”İnsan kalbini fotoğraf stüdyolarındaki banyo odasına benzetirsek, makine ila çekilen pozlar banyoda tüm detaylarıyla meydana nasıl çıkarsa; Namazda da namaz dışında meşgul olduğunuz şeyler gönlünüze gelir .Sizi meşgul eder. Namazın dışında dünya ile meşgul olur. Zamanınızı boş ve gereksiz şeylerle geçirirseniz, namaza durunca da gönlünüzün , gözünüzün ve diğer azalarınızın yaşadıkları şeyler kalbinize gelir ve sizi meşgul eder. Bu haldeyken namazda huşuyu sağlayamazsınız. Eğer namazın dışında hayırla, hasenatla, iyiliklerle, zikirle vel hasıl Allah’la meşgul olursanız; namazda da Allah’la meşgul olur ve istenilen huzuru yani huşuyu yakalamış olursunuz. İşte O namaz, seni Allah’ı anmaya yöneltir. Maksat hasıl olur .“
    Behlüldane hazretlerine huşu hakkında soru sorarlar. O da Padişah Harun Reşid’e “Getirin bu adama, ağzına kadar doldurulmuş bir tuluk zeytinyağı verin. Birkaç asker verip, Şehrin sokaklarını dolaştırın. Eğer bir damla yağı yere dökerse, başını vurun” der. Hikmetini anlamazlar ama mutlaka bizim Behlüldane bir şeyler anlatacak diye, dediğini yapmağa koyulurlar. Adamcağız denildiği şekilde gönderilir. Bir süre sonra adam salimen döner. Behlüldane sorar”Anlat bakalım şehrin sokaklarında neler gördün ? Adam cevap verir: “ Ben tuluktaki zeytinyağından başka hiçbir şey görmedim.” Behlüldane tekrar sorar “ Ama nasıl olur, falan yerde düğün dernek vardı; davullar zurnalar çalıyordu nasıl görmez, nasıl duymazsın” Adam ”Aman efendim bana öğle bir dert verdiniz ki başımın kesilme korkusundan başka bir şey ne duydum, ne de gördüm.” Behlüldane Hazretleri hikmetli sözünü kondurur: “Namaz kılarken Azrail’in kılıcını başında bekler vaziyette ; Bu namazdan sonra canını teslim alacağını hayal edersen, başka bir şey hatırına gelmez. Sende o zaman huşu içinde namazını kılarsın.” Allah’ın huzurundaymış gibi namaz kılmanın yolu, demek ki gayretle bulunabilirmiş. Bize düşen bu bilge insanların tarif etmeye çalıştıkları yollardan giderek namazda huşu haline erişmek olmalıdır.
    Allah cümlemize huşu ile namazlar kılmamızı nasip eylesin. Amin !
    UĞUR KEPEKÇİ
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  2. #2
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Cevap: Namazda huŞu 2

    NAMAZDA HUŞU 2


    Huşu ile Namaz Kılmak



    Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur'anı
    Kerimde; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurulmaktadır.
    (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi
    eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c
    3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir.
    Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.

    Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , "Hûşu ancak, namazda
    (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk
    eder." buyurmuştur.

    Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu'a riayet
    etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu
    konuda Kur'anı Kerim;


    "Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır.
    (Mü'minun,1)

    Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini
    gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil
    olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.

    Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: "Sahabe-i Kiram,
    namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün
    varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve
    Allah'ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi."

    Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun
    ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta
    gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya
    düşüncelerinden kurtulabilir.

    El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir.
    Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak,
    sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet'in sahibine uymak kadar
    büyük bir nimet yoktur. (Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri 2, s 121).

    *

    Hazret Ammar -Radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre, Hazret-i
    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    "Cennette efyah denen bir ırmak vardır. İçinde huriler bulunur. Allah onları
    zaferandan yaratmıştır. İnci ve yakut taneleriyle oynarlar. Yetmiş bin lisanla
    Allah'ı tesbih ederler. Sesleri Davud -Aleyhisselamın- sesinden daha güzeldir.
    Bu huriler şöyle derler:

    Bizler, namazı hûşu ve kalp huzuru ile kılanlar içiniz."

    Hazret-i Ali -Radıyallahü anh- şöyle buyurur:

    "Hûşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile riayet
    edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehavet bulunmayan
    malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur."

    Müslüman, namazını kalbi ve kalıbı beraber olarak kılmalıdır. Nitekim Hadis-i
    şerifte: "Kişinin kalbi ve bedeniyle beraber namazda hazır olmadıkça Allah o
    namaza bakmaz." buyurulur.

    Namazda her uzvun tevazu göstermesi ve kalbin de, Allah Teala'dan korku üzere
    olması lazımdır.

    Bir Hadis-i şerifte: "Kişiye namazdan yazılacak ecir, kalp huzurundan başkası
    değildir."(İhya, I 160)

    Diğer bir Hadis-i şerifte: "Kulun kıldığı namazından elde edeceği şey, sadece
    (namazda oluşunun) şûurunda olduğu anların sevabıdır." buyrulur.

    Abdulvahid bin Zeyd:

    "Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı
    kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir." demiş ve bu
    hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.

    Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- 'ın bildirdiğine göre,
    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Öyle
    durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda
    biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte
    biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır."(Darimi, Salat, 91)

    *

    Namaz kılanlara, ihlas ve hûşu derecesine göre sevap verilir. Bazılarına ecir
    ve sevabın hepsi verilir. Bazılarına sevabın yarısı verilir, bazılarına onda
    biri verilir. Bazılarına hiçbir şey verilmez. Çünkü namazı hiçbir şeyi hak
    etmemektedir.

    Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre
    vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

    "Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve
    eksiklik varsa, onun hesabı yapılır." buyurulur.

    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

    "Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak hûşu ile vaktinde
    namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve
    sahibine şöyle der:

    "Sen beni nasıl geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni
    korusun."

    Kim ki güzel abdest almaz, rükûları ve secdelerini Hûşu ile yapıp, vaktinde
    namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe
    çıkarak sahibine şöyle der:

    "Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!"

    Allah'ın dilediği zaman gelince bu tür namazlar, bir eski paçavra gibi
    dürülüp sarılarak sahibinin suratına çarpılır. (et-Terğip ve't-Terhib, I, 339)

    Rasulullah (a.s) bir gün adamın birinin namaz kılarken sakalını elleriyle
    karıştırdığını gördü, buyurdu ki: Eğer bunun kalbin de hûşu olsaydı vücudunun
    her uzvunda hareketsizlik olurdu.

    Rasul-i Ekrem bir buyurdu ki: Kıldığın namazı, en son namazınmış gibi, bir
    daha namaz kılma fırsatı bulamayacak bir kişinin kıldığı namaz gibi kıl.

    Müceddid-i Elf-i Sânî İmamı Rabbani Hazretleri Mektubat'ta şöyle yazıyor:
    "Secde de ellerin parmaklarını birleştirmeye, rükûda da parmakları birbirinden
    ayrı tutmaya (birleştirmemeye) dikkat etmelidir. Şeriat parmakları birleştirmeyi
    ve açık tutmayı lüzumsuz yere emretmemiştir. Yani böyle basit meseleleri bile
    gözetmek gerekir." Devamla şöyle yazıyor. " Namazda ayakta dururken gözleri
    secde yerine dikmeli, rükû halinde ayaklara doğru bakmalı,secde yaparken burun
    hizasına ve otururken de diz üzerindeki ellere bakmalıdır. Tüm bunlar namazda
    hûşu meydana getirir, aynı zamanda dikkatin dağılmayıp kişinin kendini namaza
    vermesi mümkün olur."

    Biri Hz. Ali'den hûşu nedir? diye sordu.

    Hz. Ali: Hûşu kalpte bulunan bir şeydir. Namazda iken donmuş gibi durup hiç
    bir yana bakmamak ve hiç bir şeyle ilgilenmemek hûşudandır. İbn-i Abbas (r.a)
    hazretleri diyor ki: Namazda hûşulu olan kişi Allah'tan korkan kişidir. Namaz
    kılarken de hareketsiz duran kişidir.

    Hz. Ebû Bekir (r.a) diyor ki: " Rasul-i Ekrem bir keresinde buyurdu ki:
    Münafıkça hûşudan Allah'a sığının. " sahabe-i Kiram " Münafıkça hûşu nedir? "
    deyince, dedi ki:" Görünüşte sükunet ve hareketsizlik vardır, ama içeride
    münafıklık olursa bu münafıkça hûşudur.
    Pek çok sahabe ve tabilerden şöyle nakledildi. hûşu; sükûn ve hareketsizliğin
    adıdır.

    Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları.
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  3. #3
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 2

    NAMAZDA HUŞU 2


    Huşu ile Namaz Kılmak



    Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur'anı
    Kerimde; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurulmaktadır.
    (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi
    eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c
    3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir.
    Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.

    Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , "Hûşu ancak, namazda
    (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk
    eder." buyurmuştur.

    Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu'a riayet
    etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu
    konuda Kur'anı Kerim;


    "Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır.
    (Mü'minun,1)

    Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini
    gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil
    olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.

    Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: "Sahabe-i Kiram,
    namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün
    varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve
    Allah'ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi."

    Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun
    ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta
    gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya
    düşüncelerinden kurtulabilir.

    El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir.
    Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak,
    sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet'in sahibine uymak kadar
    büyük bir nimet yoktur. (Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri 2, s 121).

    *

    Hazret Ammar -Radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre, Hazret-i
    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    "Cennette efyah denen bir ırmak vardır. İçinde huriler bulunur. Allah onları
    zaferandan yaratmıştır. İnci ve yakut taneleriyle oynarlar. Yetmiş bin lisanla
    Allah'ı tesbih ederler. Sesleri Davud -Aleyhisselamın- sesinden daha güzeldir.
    Bu huriler şöyle derler:

    Bizler, namazı hûşu ve kalp huzuru ile kılanlar içiniz."

    Hazret-i Ali -Radıyallahü anh- şöyle buyurur:

    "Hûşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile riayet
    edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehavet bulunmayan
    malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur."

    Müslüman, namazını kalbi ve kalıbı beraber olarak kılmalıdır. Nitekim Hadis-i
    şerifte: "Kişinin kalbi ve bedeniyle beraber namazda hazır olmadıkça Allah o
    namaza bakmaz." buyurulur.

    Namazda her uzvun tevazu göstermesi ve kalbin de, Allah Teala'dan korku üzere
    olması lazımdır.

    Bir Hadis-i şerifte: "Kişiye namazdan yazılacak ecir, kalp huzurundan başkası
    değildir."(İhya, I 160)

    Diğer bir Hadis-i şerifte: "Kulun kıldığı namazından elde edeceği şey, sadece
    (namazda oluşunun) şûurunda olduğu anların sevabıdır." buyrulur.

    Abdulvahid bin Zeyd:

    "Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı
    kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir." demiş ve bu
    hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.

    Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- 'ın bildirdiğine göre,
    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Öyle
    durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda
    biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte
    biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır."(Darimi, Salat, 91)

    *

    Namaz kılanlara, ihlas ve hûşu derecesine göre sevap verilir. Bazılarına ecir
    ve sevabın hepsi verilir. Bazılarına sevabın yarısı verilir, bazılarına onda
    biri verilir. Bazılarına hiçbir şey verilmez. Çünkü namazı hiçbir şeyi hak
    etmemektedir.

    Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre
    vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

    "Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve
    eksiklik varsa, onun hesabı yapılır." buyurulur.

    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

    "Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak hûşu ile vaktinde
    namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve
    sahibine şöyle der:

    "Sen beni nasıl geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni
    korusun."

    Kim ki güzel abdest almaz, rükûları ve secdelerini Hûşu ile yapıp, vaktinde
    namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe
    çıkarak sahibine şöyle der:

    "Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!"

    Allah'ın dilediği zaman gelince bu tür namazlar, bir eski paçavra gibi
    dürülüp sarılarak sahibinin suratına çarpılır. (et-Terğip ve't-Terhib, I, 339)

    Rasulullah (a.s) bir gün adamın birinin namaz kılarken sakalını elleriyle
    karıştırdığını gördü, buyurdu ki: Eğer bunun kalbin de hûşu olsaydı vücudunun
    her uzvunda hareketsizlik olurdu.

    Rasul-i Ekrem bir buyurdu ki: Kıldığın namazı, en son namazınmış gibi, bir
    daha namaz kılma fırsatı bulamayacak bir kişinin kıldığı namaz gibi kıl.

    Müceddid-i Elf-i Sânî İmamı Rabbani Hazretleri Mektubat'ta şöyle yazıyor:
    "Secde de ellerin parmaklarını birleştirmeye, rükûda da parmakları birbirinden
    ayrı tutmaya (birleştirmemeye) dikkat etmelidir. Şeriat parmakları birleştirmeyi
    ve açık tutmayı lüzumsuz yere emretmemiştir. Yani böyle basit meseleleri bile
    gözetmek gerekir." Devamla şöyle yazıyor. " Namazda ayakta dururken gözleri
    secde yerine dikmeli, rükû halinde ayaklara doğru bakmalı,secde yaparken burun
    hizasına ve otururken de diz üzerindeki ellere bakmalıdır. Tüm bunlar namazda
    hûşu meydana getirir, aynı zamanda dikkatin dağılmayıp kişinin kendini namaza
    vermesi mümkün olur."

    Biri Hz. Ali'den hûşu nedir? diye sordu.

    Hz. Ali: Hûşu kalpte bulunan bir şeydir. Namazda iken donmuş gibi durup hiç
    bir yana bakmamak ve hiç bir şeyle ilgilenmemek hûşudandır. İbn-i Abbas (r.a)
    hazretleri diyor ki: Namazda hûşulu olan kişi Allah'tan korkan kişidir. Namaz
    kılarken de hareketsiz duran kişidir.

    Hz. Ebû Bekir (r.a) diyor ki: " Rasul-i Ekrem bir keresinde buyurdu ki:
    Münafıkça hûşudan Allah'a sığının. " sahabe-i Kiram " Münafıkça hûşu nedir? "
    deyince, dedi ki:" Görünüşte sükunet ve hareketsizlik vardır, ama içeride
    münafıklık olursa bu münafıkça hûşudur.
    Pek çok sahabe ve tabilerden şöyle nakledildi. hûşu; sükûn ve hareketsizliğin
    adıdır.

    Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları.
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  4. #4
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 3

    NAMAZDA HUŞU 3


    Namazda Huşu
    [ Ahlak-Tasavvuf ] 03.09.2004 tarihinde Leman Buyuktortop sordu. 1606 defa okundu
    Namaz kılarken okuduğumuz surelerin manasını zihnimizden geçirmeli miyiz ? Namazda huşu böylemi sağlanır? Okunan surelerin sırf lafzı yeterlimi? Anlamını zihinden geçirmek farzmı Huşusuz namaz namaz değildir deniyor. Huşu olayını nasıl sağlarız. Teşekkürler.
    Namazda huşu son derece önemlidir. Çünkü namaz, Allah’ı anmak / zikretmek için kılınır. O: "Beni anmak / zikir için namaz kılın" der. Namazda okunan sureler de aslında manaları düşünülsün ve bu atmosfere girilsin diye okunur. Hz. Peygamber (sa) "Düşünmenin olmadığı bir okuyuşta hayır yoktur" buyurur. Bu sebeple Müslümanlar hiç olmazsa namazda okudukları surelerin manalarını bilmelidirler.

    Bu, sanıldığı kadar çok zaman alan, zor bir iş değildir. Topu, topu bir haftalık bir uğraşı ile, bu konuda bütün bir ömre yetecek kadar bilgi edinilebilir. Kuran-ı Kerimin dilini bilmemek bunun mazereti olamaz. Müslüman o kadar da anlamayan ve hiç bir çaba göstermeyen sıradan bir kul, Müslümanlık da bu kadar cık emeğe değmeyen bir din olmamalıdır. İnananlar zaman, zaman kısa surelerin, özellikle de Fatihanın manasını bellemeli ve namazlarını bu manaları düşünerek kılmalıdırlar.

    Ama hiç birini bilmese dahi yine de Allah’la konuşuyor gibi, fikrini namaza ve okuduğu Kuranı Kerime vererek kılmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (sa) imanı, İslam’ı ve ihsanı tanımladığı bir hadisi şeriflerinde şöyle der:; "İhsana gelince o, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmendir. Sen Onu görmüyor olsan da O seni görüyor ya!". Allah’ın huzurunda, Onunla konuşuyor ve adeta Ona tekmil veriyor gibi kılınmayan bir namazın faydası sadece, borcun üzerinden düşmesinden ibaret olabilir. Böyle bir namaz insan için MIRAÇ olamaz ve insan üzerinde müspet etkisini gösteremez.
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  5. #5
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 4

    NAMAZDA HUŞU 4


    NAMAZDA HUŞU

    Peygamberimizin “dinin direği” olarak tanımladığı namaz, gerçekten de insanın Allah’a kulluk ettiğinin en açık ifadesi olarak büyük bir önem taşımaktadır. İnsanı Allah karşısında secdeye vardıran bu ibadet, müslümanın bir anlamda “alamet-i farika”sıdır.
    Ancak namazın her zaman bu anlama gelmediği durumlar da vardır. Bir ayet, bunu şöyle açıklar:
    "İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
    Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
    Onlar gösteriş yapmaktadırlar." (Maun, 4-6)
    Demek ki, namazı namaz yapan şey, onu oluşturan fiili hareketler değil, içindeki amaç ve ruhtur. Bazıları namazı insanlara “müslüman” olduklarını göstermek için yapmaktadırlar ve dolayısıyla sevap kazanmak bir yana, büyük bir günah ve sapma içindedirler.
    Namazı namaz yapan şey ise, kılan kişinin Allah’ın önünde secde ettiğini, O’na boyun eğdiğini bilmesi ve yalnızca bu amacı taşımasıdır. Bu nedenledir ki Allah, müminlere “... Allah’a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun” (Bakara, 238) emrini verir.
    Bir başka ayette ise müminler şöyle tarif edilir: “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır”. (Müminun, 2) “Huşu”, “saygı dolu bir korku, yumuşama, derin bir saygı” anlamına gelmektedir. Bu arada, Arapça’da her ikisi de “korku” anlamına gelen “huşu” ve “havf” kelimelerinin arasındaki ince farka dikkat etmek gerekir. Havf, basit ve içgüdüsel bir korkudur. Kuran’da kafirler ve hayvanlar için kullanılır. Müminlerin Allah’a karşı duydukları korku ise, aklın ve vicdanın bir sonucu olarak ortaya çıkan ve saygı dolu, içli bir korkuyu ifade eden “huşu” kelimesidir. Namaz ise, ancak huşu içinde kılındığı zaman gerçek anlamını bulur.
    Böyle bir namaz, insanın Allah’a olan yakınlığını ve takvasını artırır. İnsanı manen ayakta tutar. Peygamberimizin “dinin direği” olarak tanımladığı namaz işte budur. Ayette ise şöyle denir:
    "Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kil. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür. Allah, yaptıklarınızı bilir." (Ankebut, 45)
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  6. #6
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 5

    NAMAZDA HUŞU 5


    NAMAZDA HUŞU
    Namaz için yukarıda anlatmış olduğumuz bütün amel ve edepler, namazı hakkıyla kılmak ve Allahu Teala’ya yaklaşmak içindir. Namazın farzları onikidir. Fakat bunlar yanında namazda ihlas sahibi olmak yani namazı sadece Allahu Teala’nın rızası için kılmak, başka bir şeye niyetlenmemek ve namazda huşu sahibi olmak da farzdır.
    Huşu; Allahu Teala’nın huzurunda olduğunu, O’nun her an kendisini gördüğünü bilerek hürmet, haya, huzur ve saygı içinde namaz kılmaktır.
    Namaz sâdece hareketle kalmamalıdır. Kul, namazı kurtulmak istediği bir borç gibi düşünmemelidir. Aksine her an beklediği bir şey gibi özlemeli, Allahu Teala’ya yapılacak en büyük zikrin, şükrün, övgünün, hürmetin, saygının ancak namazla olabileceğini bilmelidir.
    Yüce Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “Namaz kıldığın zaman, sanki dünyada son namazını kıldığını düşün ve dünyaya veda eden kimsenin kıldığı namaz gibi (kalbi uyanık ve namaza yönelmiş olarak) namaz kıl.” 1
    __________________1 İbnu Mace, Zühd, 15; Ahmed, Müsned, V, 412.
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  7. #7
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 6

    NAMAZDA HUŞU 6


    Veysel Karani Hazretleri kendini bildi bileli ömrü içinde bir gece yatıp uyumamıştır. Bir geceye, “bu gece leyle-i sücud” der, sabaha kadar secde ile geceyi ihya ederdi. Diğer bir geceye de “bu gece leyle-i kıyam” der, sabaha kadar ayakta ibadetle geceyi ihya ederdi. Bir gün:“Namazda hûşu nedir? ” diye soran bir zâta:“Namaza durduğunda, biri keskin bir kılıçla sırtına vursa, kılıcın ucu göğsünden çıksa, yine hiçbir acı duymamandır.” diye cevap vermişti.Amr İbn-i Zer’in elinde bir hastalık hasıl olmuştu. Tabipler elinin kesilmesi gerektiğini söylediler. O da;“-Kesin” dedi. Tabipler;“-Seni iple bağlayıp öyle kesebiliriz.” deyince Amr İbn-i Zer:“-Buna lüzum yok, ben namaza durunca rahatlıkla kesebiliriniz.” dedi. Amr İbn-i Zer namaza durunca elini kestiler. O, bunu hissetmedi bile! (İmam-ı Gazali, İlahi Nizam, s. 89)İbni şirin hazretleri namaza durduğunda sapsarı kesilir bayılacak gibi bir hale girerdi. Diyor ki:“-Bana, cennete gitmekle iki rekat namaz kılmaktan birini tercih et, deseler, iki rekat namaz kılmayı tercih ederim. Çünkü cennete gitmek benim hoşnut olmam içindir. Namaz ise, Rabbimin hoşnut olması içindir.”Abdullah bin Abbas -radıyü anhüma- her gün bin kere secde ederdi. Kendisine çok secde ettiği için “seccâd” denilirdi.Ömer bin Abdulaziz de, tevazudan kuru yerde namaz kılar ve toprağa secde ederd
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  8. #8
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 7



    NAMAZDA HUŞU 7








    Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur’anı Kerimde; “Allah’ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun” buyurulmaktadır. (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c 3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir. Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.

    Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , “Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder.” buyurmuştur.

    Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu’a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur’anı Kerim;

    “Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir.” buyrulmaktadır. (Mü’minun,1)

    Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.

    Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: “Sahabe-i Kiram, namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah’ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi.”

    Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya düşüncelerinden kurtulabilir.

    El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir. Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak, sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet’in sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur. (Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri 2, s 121).

    *

    Hazret Ammar -Radıyallahü anh- ‘den rivayet edildiğine göre, Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    “Cennette efyah denen bir ırmak vardır. İçinde huriler bulunur. Allah onları zaferandan yaratmıştır. İnci ve yakut taneleriyle oynarlar. Yetmiş bin lisanla Allah’ı tesbih ederler. Sesleri Davud -Aleyhisselamın- sesinden daha güzeldir. Bu huriler şöyle derler:

    Bizler, namazı hûşu ve kalp huzuru ile kılanlar içiniz.”

    Hazret-i Ali -Radıyallahü anh- şöyle buyurur:

    “Hûşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile riayet edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehavet bulunmayan malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.”

    Müslüman, namazını kalbi ve kalıbı beraber olarak kılmalıdır. Nitekim Hadis-i şerifte: “Kişinin kalbi ve bedeniyle beraber namazda hazır olmadıkça Allah o namaza bakmaz.” buyurulur.

    Namazda her uzvun tevazu göstermesi ve kalbin de, Allah Teala’dan korku üzere olması lazımdır.

    Bir Hadis-i şerifte: “Kişiye namazdan yazılacak ecir, kalp huzurundan başkası değildir.”(İhya, I 160)

    Diğer bir Hadis-i şerifte: “Kulun kıldığı namazından elde edeceği şey, sadece (namazda oluşunun) şûurunda olduğu anların sevabıdır.” buyrulur.

    Abdulvahid bin Zeyd:

    “Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir.” demiş ve bu hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.

    Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- ‘ın bildirdiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.”(Darimi, Salat, 91)

    *

    Namaz kılanlara, ihlas ve hûşu derecesine göre sevap verilir. Bazılarına ecir ve sevabın hepsi verilir. Bazılarına sevabın yarısı verilir, bazılarına onda biri verilir. Bazılarına hiçbir şey verilmez. Çünkü namazı hiçbir şeyi hak etmemektedir.

    Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

    “Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve eksiklik varsa, onun hesabı yapılır.” buyurulur.

    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

    “Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak hûşu ile vaktinde namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve sahibine şöyle der:

    “Sen beni nasıl geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni korusun.”

    Kim ki güzel abdest almaz, rükûları ve secdelerini Hûşu ile yapıp, vaktinde namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe çıkarak sahibine şöyle der:

    “Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!”

    Allah’ın dilediği zaman gelince bu tür namazlar, bir eski paçavra gibi dürülüp sarılarak sahibinin suratına çarpılır. (et-Terğip ve’t-Terhib, I, 339)

    Rasulullah (a.s) bir gün adamın birinin namaz kılarken sakalını elleriyle karıştırdığını gördü, buyurdu ki: Eğer bunun kalbin de hûşu olsaydı vücudunun her uzvunda hareketsizlik olurdu.

    Rasul-i Ekrem bir buyurdu ki: Kıldığın namazı, en son namazınmış gibi, bir daha namaz kılma fırsatı bulamayacak bir kişinin kıldığı namaz gibi kıl.

    Müceddid-i Elf-i Sânî İmamı Rabbani Hazretleri Mektubat’ta şöyle yazıyor: “Secde de ellerin parmaklarını birleştirmeye, rükûda da parmakları birbirinden ayrı tutmaya (birleştirmemeye) dikkat etmelidir. Şeriat parmakları birleştirmeyi ve açık tutmayı lüzumsuz yere emretmemiştir. Yani böyle basit meseleleri bile gözetmek gerekir.” Devamla şöyle yazıyor. ” Namazda ayakta dururken gözleri secde yerine dikmeli, rükû halinde ayaklara doğru bakmalı,secde yaparken burun hizasına ve otururken de diz üzerindeki ellere bakmalıdır. Tüm bunlar namazda hûşu meydana getirir, aynı zamanda dikkatin dağılmayıp kişinin kendini namaza vermesi mümkün olur.”

    Biri Hz. Ali’den hûşu nedir? diye sordu.

    Hz. Ali: Hûşu kalpte bulunan bir şeydir. Namazda iken donmuş gibi durup hiç bir yana bakmamak ve hiç bir şeyle ilgilenmemek hûşudandır. İbn-i Abbas (r.a) hazretleri diyor ki: Namazda hûşulu olan kişi Allah’tan korkan kişidir. Namaz kılarken de hareketsiz duran kişidir.

    Hz. Ebû Bekir (r.a) diyor ki: ” Rasul-i Ekrem bir keresinde buyurdu ki: Münafıkça hûşudan Allah’a sığının. ” sahabe-i Kiram ” Münafıkça hûşu nedir? ” deyince, dedi ki:” Görünüşte sükunet ve hareketsizlik vardır, ama içeride münafıklık olursa bu münafıkça hûşudur.

    Pek çok sahabe ve tabilerden şöyle nakledildi. hûşu; sükûn ve hareketsizliğin adıdır
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  9. #9
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Namazda huŞu 8

    NAMAZDA HUŞU 8


    Namazda Huşu'suzluk

    Eğer denilirse ki, hususuz kılınan namaz hakkında ne dersiniz? Acaba öyle bir namaz kabul olunur mu?Buna şöyle cevap verilebil ir: Bu, bundan sevap alamayacağı manasındadır ve ancak aklı başındayken ve ALLAH'a huşu' edilen miktarınca sevab alır, onun dışındaki sevaba konu olmaz.İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Namazından sana ait olan ancak aklının başında olduğu kısmıdır."Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde merfu olarak şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:"Kul namaz kılar. Ancak o namazdan onun hesabına ya yarısı ya üçte biri veya dörtte biri, nihayet onda biri yazılır."Cenab-ı Hak namaz kılanların felahını, namazlarında huşu halinde olmalarına bağlamıştır. Bu da namazda huşu içinde olmayanla rın kurtulanl ardan olmayacak larına delalet eder. Şayet hususuz kılınan namaz kabul olunsaydı, öyle namaz kılanların da felah bulanlard an olmaları gerekirdi .Dünyevi hükümler ve kazasının gerekmesi bakımından kabul olunup olunmamasına gelince şayet huşu ve anlaması galip ise icma ile kabul olunur. Bu arada kılınan sünnetler, akabinde yapılan zikirler onun eksikleri ni tamamlarl ar.Eğer huşusuzluk ve ilgisizli k galip olursa fıkıh uleması böyle bir namazın iadesinin vacip olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel'in talebeler inden Ebu Abdullah b. Hamid ve Ebu Hamid el Gazzali Vasit ve Basit adlı eserlerin de değilse de İhya'da böyle bir namazın yeniden kılınmasının vacip olduğunu kabul etmişlerdir.Bu görüşten olan alimler böyle bir namazdan dolayı mükafat söz konusu olmadığını, ondan dolayı felah bulunmaya cağını ileri sürerek ondan zimmetin kurtulama yacağım, riya ile namaz kılan kimse gibi, onu kaza değil, iade etmesi gerektiğini ileri sürmüş ve bu hususta şu delilleri zikretmişlerdir:1 - Huşu ve düşünme namazın ruhu, gayesi ve özüdür. Binaenale yh, ruhu ve özü gitmiş, sadece şekil ve kabuğu kalmış olan bir namaz nasıl kabul edilebili r?2 - Kişi namazda bir vacibi kasden terk etse bu, o namazı bozar. Çünkü bir kısmı bulunmaya n namaz, organı eksik olan ve keffaret olarak azad edilen bir köle gibidir. Her ikisi de sahih olmaz. Öyle ise ruhu, özü ve gayesi gitmiş olan bir namazın da sahih olmaması icap eder. Çünkü böyle bir namaz artık ölü bir köleye benzer. Nitekim farz olan bir keffaretl e mesela eli kesik olan bir köleyi azad etmek caiz olmadığı gibi, ölü olan bir köleyi bu maksatla azad etmek haydi haydi caiz değildir.Bazı selef uleması da, şöyle demiştir: Namaz bir hükümdara hediye edilen bir cariye gibidir. Nasıl ki bir hükümdara çolak, şaşı veya kör, yahut da eli ve ayağı kesilmiş, yahut hasta, çirkin ya da ölmüş, ruhsuz bir cariye hediye edilmezse, kul da rabbine hediye ettiği namazı seçmek durumunda dır. Zira ALLAH iyidir, ancak iyi olanı kabul eder. Ruhsuz bir namaz ise iyi bir amel değildir. Nitekim ruhsuz bir köle azad etmek de iyi bir azad değildir.3 - Kalbi huzur ve huşu ibadetind en alıkoymak, uzuvların efendisin i ibadetten alıkoymak ve uzaklaştırmaktır. Efendi azledip etkisiz bırakıldıktan sonra, halkın taat ve ibadetini n ne önemi kalır?4 - Organlar kalbe tabidirle r. Kalbin iyi oluşuyla iyi, kötü oluşuyla da kötü olurlar. Kalb kulluğunu yapmazsa organlar haydi haydi yapmazlar . Kalbin ibadeti gaflet ve vesvese ile fasit olursa onun halkı ve askeri durumunda olan organların ibadeti nasıl sahih olur? Halbuki o halk ve askerler onun emriyle hareket etmekte, onun emrine uymaktadırlar.5 - Tirmizi ve diğer hadis kitaplarında merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Rasululla h (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "ALLAH gaflet içindeki kalbin duasını kabul etmez." Bu hadis ya ibadet duasına hasdır, ya niyaz duasına mahsustur .Ancak her halükarda gaflet içindeki bir kalbin yapacağı ibadet duasının kabul olunmayac ağına dikkat çekmektedir.6 - Genellikl e, gaflet ve yanılmanın galip geldiği namazda ihlas bulunmaz. Çünkü ihlas kullukta sadece mabuda yönelmektir. Gaflet içinde bulunan kimsenin bir yönelişi söz konusu olmayacağına göre, ibadetini n de söz konusu olmaması gerekir.7 - Cenab-ı ALLAH :"Şu namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılmaktadırlar" (Maun, 4-5) buyurmuştur. Halbuki yanılmak namazı kılmamak değildir. Öyle olsaydı Cenab-ı Hak ayette "namaz kılanlar" deyimim kullanmaz dı.O halde, zikredile n yanılma bir vacibi unutmadır ki, ya İbn Mesud ve diğer bazı zevatın ileri sürdükleri gibi, vakti unutmadır veya huzur ve huşuu unutmadır. Doğrusu ayette geçen yanılma her iki tür yanılmayı da içine almaktadır. Çünkü Hak Subhanehü ve Teala onların namaz kıldıklarını kabul ettikten sonra, onda yanıldıklarını ifade buyurmuştur. O halde bu yanılma ya vacip olan vakitte yanılma veya vacip olan huzur ve ihlasda yanılmadır. Onun için ayette riya ettikleri nden söz edilmiştir. Şayet bu yanılma terk manasına gelen bir yanılma olsaydı, riyadan söz etmek mümkün olmazdı.Bir an için ayette geçen yanılmanın sadece vacipte yanılma olduğunu kabul etsek bile, ihlas ve huşu konusunda yanılmaya karşılık, yazık olacağına dair bir tehdidi şu sebeplerd en dolayı evleviyet te içine almaktadır, a - Vakit özür halinde düşer ve yerini bedeline bırakır. Oysa ihlas ve huzur hiç bir halde düşmez. Ve bedeli yoktur, b - Vakit vacibi, huşu maslahatını tamamlama k için düşer. Binaenale yh huşu ve huzur ile kılınmasına bir mani bulunan namazı diğer bir namazla cem' etmek caiz olur.Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı alimlerin kabul ettikleri üzere yolcu, hasta ve cem etmeye ihtiyacı bulunan meşgul kimse böyledir.Özet olarak Peygamber nazarında namazda ihlas, huzur ve kalbi bütünüyle ALLAH'a yöneltme maslahatı, diğer vacipleri n maslahatından daha fazladır. Binaenale yh, şari'in bir tek tekbirin terki, bir rüknü yerli yerinde yapmanın terki, bir harfin bir şeddenin, terki, bir teşbihin "SemiALLAH u limen hamiden", "rabbena lekel-hamd" veya bir salavatın terki ile namazı iptal ettiği halde, ruhu, özü ve en büyük gayesi, sırrı bulunmaya n bir namazı kabul etmesi nasıl düşünülebilir?Bu grubun ileri sürdükleri deliller bunlardır. Görüldüğü üzere bu deliller güçlü ve açık delillerd ir.Huşusuz kılınan namazın iadesinin lazım gelmeyeceğini ileri süren diğer grubun öne sürdükleri deliller ise şunlardır:1 - Sahih bir hadiste Peygamber imiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:" Müezzin ezana başladığı zaman şeytan kaçar. Ezanı duymamak için sesli bir şekilde yellenere k gürültü çıkarır. Ezan bitince geri döner. Namaz için kamete başlanınca yine uzaklaşır. Kamet bittiği zaman geri döner ve kişinin kalbi ile arasına girer, ona hatırına gelmeyen şeyleri hatırlatarak, şöyle der: Şunu hatırla, şunu hatırla. Sonunda kişi kaç rekat kıldığını bilemez hale gelir. Siz bu halde olursanız oturduğunuz zaman iki secde yapın."Peygamber Efendimiz (s.a.v) burada namazında kaç rekat kıldığını bilmeyece k kadar şeytan tarafından gaflete düşürülen kimseye iki tane sehv secdesi emretmekt e, ancak namazı iade etmesini emretmeme ktedir. Şayet sizin iddia ettiğiniz gibi böyle bir durumda namaz batıl olsaydı, Rasululla h (s.a.v) onun iade edilmesin i emrederdi .İşte şeytanın kula namazda vesvese verip huşuuna mani olmasından dolayı onun burnunu toprağa sürtmek için sehiv secdeleri nin emredilme sinin sırrı da buradadır. Bunun içindir ki Peygamber (s.a.v) sehiv secdeleri ne "murağğimeteya= iki horlayıcı" adını vermiş, namazında sehivde bulunanla ra bu iki secdeyi yapmalarım emretmiştir. Secdeleri gerektire n unutmanın az veya çok olduğuna ve şiddetine dair bir ayırım yapmadan, "her sehiv için secde yapılmasını" emretmiş, şiddetli olan sehvi ayırmamıştır.2 - İslami hükümler zahire göre verilir. Gizli olan imani hakikatle r ise sevap ve ikaba taalluk eden şeylerdir.Dolayısıyla, ALLAH'ın iki ayrı hükmü vardır: Birincisi dünyada amellerin zahirine ve organların amellerin e göre verdiği hükümler;İkincisi ise, ahirette zahir ve batına göre vereceği hükümlerdir. İşte bu esastan dolayıdır ki, Rasululla h efendimiz (s.a.v) münafıkların izhar ettikleri hallerini kabul eder gizli niyet ve hallerini ALLAH'a havale ederdi. Münafıklar müminlerle evlenip mirasçı olurlardı. Bu dünya açısından namazları makbul olarak değerlendirilir, zahiri olarak icra etmelerin den dolayı namaz kılmamış olarak kabul edilmezle rdi Ancak mükafat ve ceza ile ilgili hükümler insana değil, ALLAH'a aittir. Onun hükmü ahirette verilecek tir.Biz İslam'ın ameli kısmı hakkında hüküm veriyoruz . Dolayısıyla ahirette cezadan kurtarıp mükafata sebep olmasa bile, münafık ve riyakarın namazının sahih olduğuna hükmederiz. O halde vesvese ve kalbin huşudan gaflet etmesine müptela olan gafil müslümanın namazı haydi haydi sahih olmalıdır.Evet, huşusuz olarak namaz kılan kimse ALLAH'ın dünyada ve ahirette namaza bağlamış olduğu bir takım lütuflardan mahrum kalır. Çünkü namazın bu dünyada, kalpteki imanı kuvvetlen dirmesi, kalbi nurlandırması, kalbin genişleyip açılması,' ibadetin tadını alması, neşe ve sevinç duyması; tıpkı padişahın huzuruna varıp' onunla hususi olarak konuşan bir kimse gibi, hatta ondan daha ziyade olarak niyet ve kalbiyle namazda ALLAH'a yönelen, kalbi O'nun huzurunda bulunan bir müminin elde edeceği lezzeti duyması gibi, elde edebileceği mükafatları vardır.Ayrıca namazını kılan kimse ahirette yüksek dereceler e çıkar. Mukarrabi n ile beraber olur. İşte namazda huşu ve huzur içinde bulunmaya n kimse, bütün bunları elinden kaçırır, îki insan namazda yanyana durdukları halde, namazları arasında göklerle yer kadar fark olur. Ancak bizim bunlar için bir diyeceğimiz yoktur.Eğer huşu'suz kılınan namazın iade edilmesin in gerektiğini söylerken, bu netice ve meyveleri elde etmesi düşüncesini taşıyorsanız buna hakkınız vardır. Haliyle kişi isterse o neticeler i elde eder, isterse etmez. Şayet, "bu hususta mecburdur, yapmazsa onu cezalandırır, kendisine namaz kılmayan kimse gibi muamele ederiz," diyorsanız, bu doğru değildir.Namazda huşu içinde bulunmaya n kimse ile ilgili görüşlerden ikinci görüş, bize göre daha doğrudur. En iyisini ALLAH bilir
    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


  10. #10
    ***
    DIŞARDA
    Points: 18.904, Level: 87
    Points: 18.904, Level: 87
    Level completed: 11%,
    Points required for next Level: 446
    Level completed: 11%, Points required for next Level: 446
    Overall activity: 7,0%
    Overall activity: 7,0%
    Achievements
    yagmurdamlasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sitemizin Ninesi
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    2.303
    Points
    18.904
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Cevap: Namazda huŞu 9

    NAMAZDA HUŞU 9





    Ebû Abdullah-i Rodbârî hazretleri Namazda Husu hakkinda:

    Ebû Abdullah-i Rodbârî hazretleri bir vâzi sirasinda namazin mâhiyeti ve husû içerisinde bulunmanin önemini bildirerek söyle buyurdu:

    "Namazda husû, namaz kilanin kurtulusunun alâmetidir. Nitekim Allahü teâlâ, Mü'minûn sûresi basinda; "Muhakkak ki, müminler kurtulusa erdiler. O müminler ki, namazlarinda husû (tevâzu ve korku) sâhipleridir." buyurmaktadir.

    Peygamber s.a.v Efendimiz de buyurdu ki: "Bir müslüman dogru olarak ve husû ile iki rekat namaz kilinca, geçmis günahlari affolur." Yâni, Allahü teâlâ onun küçük günahlarinin hepsini affeder. Husûu terketmek ise, münâfiklik alâmetidir ve kalbin harâb olmasidir.

    Nitekim Allahü teâlâ, Mü'minûn sûresi 117. âyetinde meâlen; "Gerçek sudur ki: Allah'tan baskasina tapinan kâfirler, felâha, kurtulusa kavusamazlar." buyurmaktadir."

    Namazda husû ve hudû: Bütün âzâlarin hareketsiz kalip tevâzu hâlinde bulunmasi ve kalbin de Allahü teâlâdan korku üzere olmasi demektir.

    Hadîs-i serîfte; "Kalbin hazir olmadigi namaza Allahü teâlâ bakmaz." buyruluyor.

    Ibrâhim aleyhisselâm namaz kildigi zaman, kalbinin hisirtisi çok uzaklardan duyulurdu. Hazret-i Ali namaz için kalktigi zaman, vücûdunu bir titreme alir, yüzünün rengi degisirdi ve; "Yedi kat göklere ve yere arzedilen ve onlarin tasiyamadiklari emânetin zamâni geldi." derdi.

    Süfyân-i Sevrî de; "Namazi husû ile kilmayanin, namazi dogru olmaz." derdi. Bunun için namazda tumânînete ve tâdîl-i erkâna dikkat etmelidir.

    Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem; "En büyük hirsiz, kendi namazindan çalan kimsedir." buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi namazindan nasil çalar?" diye sordular. "Namazin rükûunu ve secdelerini tamam yapmamakla." buyurdu.

    Bir defâ da; "Rükûda ve secdelerde, belini yerine yerlestirip biraz durmayan kimsenin namazini, Allahü teâlâ kabûl etmez." buyurdular.

    Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir kimseyi namaz kilarken, rükûunu ve secdelerini tamam yapmadigini görüp; "Sen namazlarini böyle kildigin için, Muhammed'in (aleyhisselâtü vesselâm) dîninden baska bir dinde olarak ölmekten korkmuyor musun?" buyurdu.

    Yine; "Sizlerden biriniz, namaz kilarken, rükûdan sonra tamam kalkip, dik durmadikça ve ayakta, her uzuv yerine yerlesip durmadikça, namazi tamam olmaz." buyurdu.

    Bir kere de; "Iki secde arasinda dik oturmadikça, namaziniz tamam olmaz." buyurdu.

    Bir gün Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem birini namaz kilarken, rükûdan kalkinca dikilip durmadigini ve iki secde arasinda oturmadigini görüp; "Eger namazlarini böyle kilarak ölürsen, kiyâmet günü sana, benim ümmetimden demezler." buyurdu.

    Bir kere de; "Altmis sene, bütün namazlarini kilip da, hiç bir namazi kabûl olmayan kimse, rükû ve secdelerini tamam yapmayan kimsedir." buyurdu.

    Zeyd ibni Vehb, birini namaz kilarken rükû ve secdelerini tamam yapmadigini gördü. Yanina çagirip; "Ne kadar zamandir böyle namaz kiliyorsun?" dedi. "Kirk sene." deyince; "Sen kirk senedir namaz kilmamissin. Ölürsen, Muhammed Resûlullah'in sallallahü aleyhi ve sellem dîni olan Islâmiyet üzere ölmezsin." dedi.

    Bir mümin, namazini güzel kilar, rükû ve secdelerini tamam yaparsa, namaz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o namazi göge çikarir. O namaz, namazi kilmis olana, iyi duâ eder ve sen beni kusurlu olmaktan korudugun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin, der. Namaz güzel kilinmazsa, siyah olur. Melekler o namazdan igrenir. Göge götürmezler. O namaz, kilmis olana, fenâ duâ eder. "Sen beni zâyi eyledigin, kötü hâle soktugun gibi, Allahü teâlâ da seni zâyi eylesin." der. O halde, namazlari tamam kilmaya çalismali, tâdîl-i erkâni yapmali, rükûu, secdeleri, kavmeyi yâni rükûdan kalkip dikilmeyi ve celseyi yâni iki secde arasinda oturmayi iyi yapmalidir. Baskalarinin da kusurlarini görünce söylemelidir. Din kardeslerinin namazlarini tamam kilmalarina yardim etmelidir. Tumânînet ve tâdîl-i erkânin yapilmasina çigir açmalidir.
    "EVZÂÎ

    Namazda husûnun nasil olacagini sorduklari zaman, Evzâî hazretleri söyle cevap verdi: "Gözleri asagi düsürüp, önüne bakmak, yanlarini kabartip, sisirmeyip alçaltmak ve bir de kalb yumusakligi, yâni üzüntülü bir vaziyette durmak. Gösteris olunca husû gider.


    Yuvasız Kuşa Bile Dal Verip Yuva Kurduran Rabbim...Hakkımızda En Hayırlısı Neyse Bizlere de Onu Nasip Eyle. AMİN..


Sayfa 1/2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. HuŞu duyuyor muyuz?
    By Reyhani in forum Namaz ve Abdest
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.05.09, 20:25
  2. HUŞÛ
    By SiLa in forum H-Harfi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.11.08, 21:53
  3. “namazda iken namazda olmak gerekir”
    By Reyhani in forum Namazla Diriliş..
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.10.08, 09:59

Sabit Etiketler

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML
Sohbet