3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: İslam herhangi bir milleti peşinen düşman ilan eder mi?

    Share
  1. #1
    ***
    DIŞARDA
    Points: 155.310, Level: 100
    Points: 155.310, Level: 100
    Level completed: 0%,
    Points required for next Level: 0
    Level completed: 0%, Points required for next Level: 0
    Overall activity: 0%
    Overall activity: 0%
    Achievements
    Konyevi Nisa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Co Admin
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Yer
    Dünyadan !!
    Mesajlar
    20.631
    Points
    155.310
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart İslam herhangi bir milleti peşinen düşman ilan eder mi?

    İslam herhangi bir milleti peşinen düşman ilan eder mi?

    Bu konuda Hucurat Suresi ayet 13'e bakılarak yorum yapmak gerekir. Dünyanın bir köy haline geldiği şu devrede ölçü olarak alınıp amel edilecek bir ayettir bu. Bu ayete göre:

    Adem'le Havva'dan doğan kardeşlerin devletlere, milletlere, kabile ve şubelere ayrılmalarının sebebi, biribirlerine düşmanca bakıp savaş açmaları değildir. Aksine, biribirleriyle tanışıp iyi münasebet kurmaları, kendilerinde olanları onlara satmaları, onlarda olanları da kendilerine almaları, böylece biribirlerinin mutluluk ve refahına hizmet etmeleri, içindir.

    Akıl da nakil de bunu tasdik ediyor, böyle anlamayı makul ve meşru görüyor. Müslümanlar peşinen hiçbir ırkı, milleti düşman olarak kabul edemez. İslam, dünyadaki bütün millet ve ırkları içine alacak genişlikte evrensel bir davete sahiptir. Peşinen düşman kabul edilenler, İslami çağrıyı kabule aday olmaktan çıkarılmış olunur. Bu ise İslam'ın evrenselliğiyle bağdaşmaz. İslam böyle bir peşin hükmü tasvip etmez.

    İslam, Hucurat Suresi'ndeki zikrettiğimiz ayetle, karşılıklı münasebet açısından ırk, devlet, millet farkı gözetmeksizin iyi münasebet kurmayı, yardımlaşıp itimat sağlamayı emrederken; iddia edilenlerin tam aksine, Hıristiyan ve Musevilere Ehl-i Kitap nazarıyla bakar. Ehl-i Kitap olanları kendine daha da yakın görerek kestiklerinin yeneceğini, kızlarının nikah altına alınabileceğini ifade eder. Onlar, dinsizlerden ve müşriklerden müslümanlara daha yakın bir makama layık görülür.

    Öte yandan, Ehl-i kitap olan Hıristiyanların içinde dindar ruhanileri de olabilir. Müslümanlar bunlarla Allah inancını yok etmeye çalışanlara karşı birlik meydana getirip tevhid inancını korumaya da çalışabilirler. Böyle bir yardımlaşma da mümkündür.

    Bu manada İslam, düşmanlığı esas almamakta; barışçı ortak değerler etrafında birliği tavsiye etmektedir. Hucurat Suresi'ndeki ayetten bunu öğrenmekteyiz.

    "Yahudi ve Nasara'yı dost edinmeyiniz" (Maide,51) mealindeki ayet-i kerimenin yasakladığı dostluk, onlara dinlerinden dolayı duyulacak dostluktur ki, böyle bir dostluk duymamıza ne gerek vardır, ne de sebep. Çünkü dinimizin içinde Hıristiyanlığın da Museviliğin de ihtiva ettiği temel doğrular mevcuttur. Bir eksiğimiz yoktur ki onlara dinlerinden dolayı yakınlık duyup da eksiğimizi tamamlayalım. Yasaklanan dostluk bu manadaki dostluktur. Yani İslamı terketmeyi netice verecek bir yahudi ve hristiyan sempatisini Kur'an yasaklamıştır.


    Seni çok Özledim Annem

  2. #2
    ***
    DIŞARDA
    Points: 7.004, Level: 55
    Points: 7.004, Level: 55
    Level completed: 27%,
    Points required for next Level: 146
    Level completed: 27%, Points required for next Level: 146
    Overall activity: 16,7%
    Overall activity: 16,7%
    Achievements
    kuzat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Vip Özel Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    904
    Points
    7.004
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart “Demokratik İslam” mı, o da ne?

    “Demokratik İslam” mı, o da ne?

    Müslümanların algıları yönlendirilerek, “ılımlı İslam”ideolojisine kitle desteği sağlama çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. “Küresel küfür güçleri”nin yürüttüğü bu çalışmalara maalesef sözde “müslüman toplum önderleri” de destek veriyor.
    İşte Tunus’ta Raşid Gannuşi, “Demokratik İslam” modelini önermekle kalmıyor, bunu benimseyenleri “İslam’ın gerçek savunucuları” olarak lanse ediyor. Gannuşi’nin ne kadar “hastalıklı kafa yapısı”na sahip olduğunu anlamak için, onun “cihadi hastalık” tabirine bakmak yeterli. Gannuşi, cihad taraftarlarına“düşünemeyen ve eleştiremeyen bireyler” diyerek, cihad arzusunu “cihadi hastalık” olarak tanımlıyor. Cihadi hareketlere “terör” diyen Gannuşi, “terörü yok etmenin yolu” olarak “demokrasiyi yaygınlaştırma”yı önerip, bunu da “İslam’a doğru bakış açısı” olarak takdim ediyor.
    Tunus’taki “İslami hareket önderi” olarak bildiğimiz Gannuşi’nin kafa yapısını anlamak için, kendisine sorulan “radikal selefi örgütlerin nasıl geriletileceğini düşünüyorsunuz?” sualine verdiği cevaba bakmak yeterli. Diyor ki: “Bu radikal gruplar, alternatif İslam ya da ılımlı İslam sunulup yerini alıncaya kadar, ....kendilerini İslam’ın savunucusu olarak sunacaklardır. Bu yüzden de ılımlı İslam, yani demokratik İslam, IŞİD’in alternatifidir, panzehiridir.”Görüyorsunuz, Tunus’un -sözde- İslami toplum önderi, alenen “ılımlı İslam”ı,“alternatif İslam”ı, “demokratik İslam”ı öneriyor.
    Bugünlerde bu tür anlayışlar bir hayli revaçta. Allah’ın Kur’an ile biçimlendirdiği, Rasulullah’ın Sünneti ile nasıl yaşanacağını gösterdiği İslam’a, alternatif bir İslam modeli üretilmesine dair çalışmalar nihai noktasına getirilmek üzere. “Kur’an’a dayalı bir hayat”ın bile ancak “demokratik sistem”de yaşanabileceğini savunan şahıslar ve topluluklar türedi. Allah’ın Kur’an’da emrettiği, Rasulullah’ın pratiğini yaşantısıyla gösterdiği hakiki İslam’ı terkedip, “ılımanlaştırılarak demokratikleştirilen alternatif İslam” modeline kitle oluşturulmasına başlandı.
    Demek ki, artık İslam ile küfrün değil, İslam ile “demokratik/alternatif/ılımlı İslam”ın mücadelesine şahit olacağız. Müslüman ile kâfirin mücadelesinden değil, müslüman ile “demokratik müslüman”ın, ya da “ılımlı müslüman”ın kavgasına... İşte asıl tehlike de bu. Fitne içimizde büyümeye başladı çünkü.
    Oysa “Demokratik İslam” modellemesini kabul etmemiz mümkün değil. Nasıl ki bir kimse “hem laik ve hem de müslüman” olamazsa ve bu, “laik ise müslüman değil, müslüman ise laik değil” gibi bir tanımlamayı zorunlu kılıyorsa, aynen onun gibi, bir kimsenin, “İslam’ı ılıman veya demokratik karaktere büründürerek oluşturulmuş alternatif”ini kabul ederek müslüman olması da mümkün değil.
    Çürkü; “Demokrasi”de kanun yapma ve hüküm koyma yetkisi insana, topluma vekalet eden meclise verilmiş ve “Şer’i hükümler” ilga edilmiştir. Yasaların dayandığı irade, “ilahi irade” değil, “beşeri irade”dir. Yasama “vahy”e göre değil, “beşeri ideolojiler”e ve “insan aklı”na göre yapılır. Bu niteliğiyle“demokratik düzenlerde, İslam’ın haram kıldıklarını serbest bırakan, helal kıldıklarını yasaklayan yasalar yapılabilmekte”dir. Esasen demokratik sistemlerde “haram-helal endişesi ve ayrımı” göremezsiniz.
    Oysa Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de “hüküm koyma”nın sadece kendisine ait olduğunu beyan buyurur. Mü’min/12, Yusuf/40, Tin/8, Kehf/26, Maide/50, Enâ’m/57, Nisa/59-61, Nisa/115 ve daha pek çok âyette bu ilahi hakikatleri görebilirsiniz.
    Allah, yarattığı insanın ihtiyaçlarını elbette en iyi şekilde bilir ve bunun yasalarını da en iyi biçimde belirler. Bazı insanların tüm insanlar üzerine bağlayıcı kural/kanun koyma hak ve yetkisi olamaz. Uyduruk bir seçim mekanizmasıyla ve “milli irade” aldatmacasıyla bazı kadroların iktidarı ele alarak insanların hayatlarını biçimlendiren kurallar koyması kabul edilemez. Demokrasilerdeki seçim sisteminin gerçekte milli iradeyi yansıtmadığı, millete sadece dar bir kadronun ve esasta liderin belirlediği adaylar arasından tercihte bulunma hakkı verdiği de dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Yine, hiçbir irade, “ilahi irade”nin yerine ikame edilemez; “ilahi irade”den üstün hiçbir irade yoktur. En önemlisi deDemokratik sistemler, Allah’a, hükümranlık ve kanun koymada şirk koşmak demektir. Çünkü demokrasilerde Allah’ın mutlak kanun koyucu olarak otoritesi ilga edilmiştir. Demokrasilerde iman esasları yoktur; olan da Allah’ın rızasına uygun değildir. Çünkü demokrasinin kaynağı insandır; “vahiy”le hiç alâkası yoktur. Demokrasinin esaslarından olan “egemenlik halkındır” ve “otoritenin kaynağı halktır” ilkeleri, İslam’a tamamen ters iki ilkedir.
    “Demokratik İslam” modeli, müslüman toplumun tavlanması için beşeri sistemlerin İslami motiflerle süslenerek üretilen küfri bir sistemdir. Oysamüslüman, hayatını tümüyle, bütün alanlarda Kur’an’a göre biçimlendirir ve Rasulullah’ın pratik örnekliğini referans alır. Bundan başkasının İslam’ı bozan, müslümanları Sırât-ı Mustakîm’den çıkaran bir yol olduğunu bilir. Hayatı “Allah’ın Şeriatı”na uydurması gerektiğinin, “İslam’ın dışında bir sistemin helal olmayacağı”nın da bilincindedir.
    “Demokratik İslam”ı, İslam ile demokrasinin harmanlanmasını, “hudutları daraltılmış, hükümleri kırpılmış, hak ile batıl birbirine karıştırılarak veya hak ketmedilerek üretilmiş ılımlı İslam modeli”ni kabul edemeyiz. “İslam’ın alternatifi”nin üretilmesine göz yumamayız. Eğer “Kelime-i Tevhid”i gerçekten ikrar ve tasdik ediyorsak!...
    Habervaktim.com.Faruk Köse yeni akit
    "Evliyanın kılıcı kınında değildir. Kimseyi kesmezler ama üzerlerine giden kesilir"



  3. #3
    ***
    DIŞARDA
    Points: 7.004, Level: 55
    Points: 7.004, Level: 55
    Level completed: 27%,
    Points required for next Level: 146
    Level completed: 27%, Points required for next Level: 146
    Overall activity: 16,7%
    Overall activity: 16,7%
    Achievements
    kuzat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Vip Özel Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    904
    Points
    7.004
    Post Thanks / Like
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart “Demokratik İslam” mı, o da ne?

    Kim daha demokrat?


    Türkiye’de demokratlık tafrası satanlar, ekseriya demokrasiyle bağdaşabilirliği olmayanlar. Etnikçi parti/ler bu tür iddiaları en fazla dile getiren siyasi akım. İsminden demokrasiyi hiç eksik etmiyor, fakat uygulamada şedit bir lidere tapınmadan başka bir şey yok. Bir zamanların “halk demokrasi”leri gibi! En büyük halk demokratları Sovyet sistemine bağlı diktatörlerdi!

    Mezhepçi kesimler de, demokrasicilik iddiasında çok ön saftalar. Türkiye’de İslâm Sünnilik üzerinden algılanıyor. İslam’a olan eleştiriler Sünnilik üzerinden veya Sünni yorumlar üzerinden yapılıyor. Bilgisi yeterli olanlar, elbette sözlerini daha doğru çerçeveye oturtmak gücüne sahip oluyorlar. Fakat bu hususta bilgili olanların tahminlerin altında kaldığı ortaya saçılan beyanlardan anlaşılabiliyor.
    İslam’ın anti demokrat havası, taassubu, baskıcılığı vs. yaygın olarak iddia ediliyor. Oysa dikkatli bakanlar İslâm’da kolaylıkla liberal tavırlar, laik tutumlar, hoşgörür yaklaşımlar bulabilirler.
    Bu İslam’ın liberal, laik veya tümüyle hoşgörür olduğu anlamına gelmez, fakat birçokları İslâm’da demokrasi karşıtlığı, anti laiklik, müsamahasızlık bulmaya meyyaldirler.
    Sünnî Müslümanlık böyle görülünce, farklı bir konumda tutulan Alevilik tamamen karşı kutupta sayılıp demokratiklik, laiklik ve hoşgörürlük tahtına oturtuluyor.
    Gerçekten Alevilik veya Türkiye’de genel geçer Alevilik böyle niteliklere sahip mi? Türkiye’de Aleviliği temsil etmek iddiasında olanlar bu konularda açık konuşmuyorlar. Aleviliğin Sünnilikle kıyaslanamayacak kadar antidemokratik, anti laik unsurlar ihtiva ettiğini söylesek, itirazların yükseleceğini biliyoruz.
    Fakat hakikat bu: Bir Sünni çalışır çabalar, tahsilini yapar ve dinî bir önder olabilir. Bunun yolları vardır, tahsili, eğitimi vardır. Bir alevi vatandaş, ne yaparsa yapsın, dinî bir önder olamaz. Çünkü önderlik, soydan gelir. Bu anlamda Kemal Kılıçdaroğlu veya Kamer Genç bir alevi önderidir. Dini bilgileri sıfır bile olsa, bu böyledir. Dedelik soydandır, kişi dini bilgi açısından yetersiz olsa da “dede”dir!
    Bu Sünni anlayışla asla bağdaşmaz. Şimdi dinî bir akımda, din adamlığı soydan geliyor ve bunun dışında bir din adamlığı düşünülemiyorsa, bunu demokrasiyle nasıl bağdaştıracağız?
    TBMM’de alevi kökenli milletvekilleri var. Bunların içinde dede olmayan var mıdır acaba? CHP ön seçim yaptı. Listeye dede veya ocaklı olmayan isimler girmiş olabilir mi?
    Sünnî Müslümanlığın hoşgörürlüğünü tartışmak yerine, Türkiye’deki Aleviliğin buna gerçekten müsait olup olmadığına bakmamız gerekiyor.
    Aleviliğin gerçekten laik olduğunu savunanlar, Alevilerin ibadetler konusundaki tutumlarından ve içkiye yakınlıklarından destek alıyorlar. Bir Sünninin dinden çıkarılması, kendisi istemiyorsa, mümkün değildir. Hâlbuki Alevilikte geçici veya sürekli ihraç kurumlaştırılmıştır. Yani Hristiyanlığın aforozuna benzer bir mekanizması vardır.
    Türkiye’de Alevi olmayan bir vatandaş, Sünnilik yerine Aleviliği seçmek istese, bu mümkün müdür? Yani sonradan alevi olmak imkânı var mıdır?
    Mehmet Doğan
    Kim daha demokrat? - D.Mehmet Doğan
    "Evliyanın kılıcı kınında değildir. Kimseyi kesmezler ama üzerlerine giden kesilir"



Benzer Konular

  1. Eğer
    By ArzuNur in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.05.12, 15:42
  2. Gerçek İslam Ve Bugün Yaşanan İslam
    By Konyevi Nisa in forum İslami Konular Ve Kaynaklar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21.06.09, 09:17
  3. Allah'a niçin düşman oluyorlar ?
    By Konyevi Nisa in forum İtikat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.07.08, 15:20
  4. Türk Milleti Olarak Neden Kitap Okumuyoruz?
    By DOSTANE in forum Kitap Tavsiyeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.07.08, 14:31
  5. Eğer
    By BaRLa in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.06.08, 18:07

Sabit Etiketler

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML
Sohbet